Kalp Krizi İş Kazası Mıdır?

0

İş kazası, hukukumuzda hem 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi hem de 506 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca düzenlemektedir.  Her iki mevzuat bakımından da düzenleme alanı bulan iş kazasında aranan iki ana unsur;  genel olarak, iş kazasına maruz kalan kişinin sigortalı olması ve kazaya konu olayın ya işyerinde/işyeri sayılan bir mahalde gerçekleşmesi ya da işin yapıldığı esnada/iş ile ilgili çalışılmış gibi sayılan hal ve durumlarda gerçekleşmesi şeklindedir. Yine İş kazasının sigortalıyı hemen ya da sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getirmesi ya da ölümüne sebep olması aranır.  Yine   bir unsur olarak nedensellik (illiyet) bağını da gerektirmektedir. Bir diğer deyimle ortada iş  kazası olarak nitelenecek bir olayın olması, ölüm  ya da engelli hale gelinmesi gibi olumsuz bir sonucun doğması ve doğan sonucun iş kazası olarak nitelenen olaydan ileri gelmesi, bir diğer deyimle sebep sonuç ilişkisi kurulabilmesi aranmaktadır.

Uygulamada kalp krizinin iş kazası sayılıp sayılmayacağı bakımından tartışmalar doğmuş, SGK tarafından ilk başta kalp krizi iş kazası olarak kabul görmemiş ama Yargıtay kararlarının etkisiyle iş kazası olarak kabul edilmiştir. Kalp krizinin işyerinde veya işyeri sayılan yerlerde veya işin yapıldığı esnada meydana gelmesinde iş kazası olarak nitelenmesinde bir problem bulunmamaktadır. Zira Yargıtay İçtihatları ve 2016 tarihli SGK genelgesine göre işyerinde meydana gelen kalp krizi açıkça iş kazası niteliği taşımaktadır. Ancak, kalp krizi işyerinde yahut işin yapıldığı sırada veya iş ile işin yürütüldüğü esnada meydana gelmemiş ise durumun ne olacağı yönünde bir sorun bulunmaktadır.

Bir örnek vermek gerekirse,  sol koldan başlayan ağrı, sırt ağrısı, mide yanması şikâyeti ile öğleden sonra işyerinden izin alan, eve gelen ve evde akşam saatlerinde rahatsızlanarak hastaneye giden ve hastanede sabaha karşı kalp krizi sonucu vefat eden bir çalışanın bu durumu iş kazası olarak nitelenebilecek midir? Sol kol, sırt ağrısı yahut mide yanması kalp krizinin öncül belirtileri olarak görülebilecek midir? İşte burada illiyet bağı unsuru önem kazanmakta olup,  bu durum özel ve teknik uzmanlık gerektirmektedir.

Bu durumlarda, çalışana ait ölüm raporunun içeriği ve kalp krizinin işyerinde başlayıp başlamadığı, olayın işyerinde yaşanan bir olaydan tetiklenip tetiklenmediği, çalışanın yorgun olup olmadığı gibi hususlar illiyet bağı bakımından önemlidir. Bu hallerde söz konusu kalp krizinin işyerinde meydana geldiği, ilk belirtilerini iş yerinde ya da işin yapıldığı sırada verdiği saptanabilirse bu iş kazası olarak nitelenecek ve bundan dolayı işverenin sorumluluğu (SGK rücu davası, merhumun yakınlarının maddi-manevi tazminat davaları) söz konusu olabilecektir. Ancak, böyle bir tespit halinde, işveren tarafından önceden ve süresinde iş kazası bildiriminin yapılmaması nedeniyle SGK’nın işverene idari para cezası uygulaması adil olmayabilecektir. Zira bu olay tıbben ortaya konularak bilinebilecek ve çözülebilecek bir durum olup, işverenden bunu bilmesi beklenemeyecektir. Zira bu tür arada kalan durumlarda kalp krizinin iş kazası olup olmadığının işverence ya da merhumun yakınlarınca bilinebilmesi hâlihazırda mümkün değildir. Bu nedenle açıkça bilinen ve kasıtlı bir durum olmadıkça (işveren ile şahsen yaşan bir tartışmanın ardından rahatsızlanıp izin alınması gibi) işveren tarafından bir bildirim yapılması doğru olmayabilecektir.

Uygulamada bu tür durumlarda genellikle merhumun yakınları tarafından ya doğrudan SGK’ya şikâyet bildirimi yapılmakta ve SGK tarafından durum incelenmekte ve iş kazası olduğu ya da olmadığı şeklinde bir tespit kararı verilmektedir.  SGK’nın iş kazası olmadığı yönündeki tespit kararı üzerine ölenin yakınları bu tespite karşı itiraz edebileceği gibi, iş kazası tespit davası da açabilmektedirler. Merhumun yakınları tarafından SGK’ya başvurulmaksızın doğrudan işverene maddi ve manevi tazminat davası açılmış ise SGK’ya yapılan bir bildirim olmadığı için, mahkeme tarafından olayın iş kazası niteliğinde olup olmadığının tespiti için öncelikle,  SGK’ya karşı iş kazası tespit  davasının açılması istenilmekte ve tazminat davasının görüldüğü mahkeme tarafından, açılacak  bu davada alınacak tespit kararı bekletici mesele yapılmaktadır.

Kalp krizi bakımından Yargıtay içtihatları ele alınırsa, kararların büyük çoğunluğunu işyerinde meydana gelen ya da işin yapıldığı sırada meydana gelen kalp krizi vakaları oluşturmaktadır. Ancak, ne işyerinde ne de işin yapıldığı sırada meydana gelmeyen, ancak belirtileri işyerinde gerçekleşmeye başlayan ve ölüm olayının ise evde ya da iş dışı başka bir faaliyette ve işyeri dışında gerçekleştiği olaylarda durum karmaşıklaşmaktadır. İşyerinde rahatsızlanarak eve getirilen ve evde vefat eden bir çalışanın olduğu  örnek bir kararda,  SGK olayı iş kazası olarak kabul etmeyerek dosyayı kapatmış ve merhumun yakınlarının açtığı iş kazası tespit davasında ilk derece mahkemesi davayı ret etmiştir. Yargıtay ise bu kararı   şu gerekçelerle bozmuştur: “ilgili kişinin rahatsızlanıp eve getirildiğine dair iddiaları yeterince araştırılmadan, dolayısıyla murisin işyerinde kalp krizi geçirip bunun sonucunda eve geldikten sonra vefat edip etmediği değerlendirilmeden sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur. Murisin gece vardiyasında birlikte çalıştığı bordro tanıklarını dinleyerek, murisin gece vardiyasında rahatsızlanıp rahatsızlanmadığını, rahatsızlanmışsa ne gibi belirtiler bulunduğunu, murisin şikayetlerinin neler olduğunu detaylıca sormak, ayrıca murisin iş yeri arkadaşlarınca eve getirilip getirilmediğini tespit ederek, davacının iddia ettiği gibi murisin işyerinde kalp krizi geçirmesi sonucu eve getirildikten sonra vefat etmesinin mümkün bulunup bulunmadığı hususunu ve dosya içerisindeki diğer tıbbi belgeleri değerlendiren bir uzman hekim raporu alarak varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.” (Yargıtay 21 Hukuk Dairesi’nin 2015/9588 E.- 2016/3161 K. sayılı 01.03.2016 tarihli  kararı)      Görüldüğü üzere olası bir davada nedensellik bağı araştırılmaktadır.

Şayet, merhumun yakınlarının şikâyeti üzerine SGK tarafından olayın iş kazası olduğuna karar verilirse ya da  SGK tarafından olayın iş kazası olmadığına karar verilir ve merhumun yakınları  iş kazası tespit davası açarlarsa ve bu davayı kazanırlarsa, bu halde işveren aleyhine SGK tarafından rücu davası açılabileceği gibi, merhumun yakınları tarafından tazminat davaları da açılabilecektir.

Bu tür kararlarda Yargıtay içtihatlarında işverenin kusuru belirlenirken aşağıdaki kriterler dikkate alınmakta ve uzman olan bir kardiyolog ile iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarının da içerisinde yer alacağı  bilirkişi heyetinden kusur raporu alınmasına karar verilmektedir:

  1. Sigortalının işe girişinden önce ve işe girişi sırasında yaptırılan muayenelerine dair kayıt ve belgeleri getirtilerek incelenmektedir.
  2. Ayrıca aşağıdaki konular araştırılmaktadır:
  • İşverenin çalışanın periyodik sağlık muayenelerini yaptırıp yaptırmadığı, bu muayenelerde kalp krizi riskine yol açacak rahatsızlıklarına dair bir bulguya rastlanıp rastlanmadığı,
  • Kaza tarihinde sigortalının bünyesini zorlayacak bir çalışma yaptırılıp yaptırılmadığı,
  • Sigortalı için çalışma sürelerine riayet edilip edilmediği,
  • İşyerinde işçilerin sağlığı için hangi önlemlerin alındığı,
  • Olay günü sigortalıyı işyerinde rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir olayın cereyan edip etmediği.
  1. Kalp krizi sonucu gerçekleşen iş kazalarında ayrıca, kaçınılmazlığın söz konusu olmayacağı dikkate alınmakta ve işveren kusuru ile kişinin bünyesel faktörleri arasındaki dağılımın ne miktarda olduğunun da tespiti gerekmektedir. Zira, kaçınılmazlıktan farklı olarak bünyesel faktörlerden işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir.

Yargıtay işveren kusurunu değerlendirirken, “kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de kalp krizinde birer faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceğini, sigortalının bünyevi yatkınlığı ve genel sağlık durumunun bir araya gelerek miyokart enfarktüsünün ortaya çıkabileceğini belirtmekte  ve bu durumun  işverenin kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiğini” düşünmektedir.

Sonuç olarak, nedensellik bağının kurulması tıbbi ve teknik bir tespitten ibaret olup, kasten gerçekleşen bir durum olmadıkça teknik bir incelemeye konu olmadan durumun anlaşılabilmesi mümkün olmayıp işverenlerce bildirim yapılmamış olması idari yaptırımların uygulanmasını gerektirmemelidir.

İlginizi çekebilir Yazarın diğer yazıları

Yorum Yap

Email adresiniz gizli kalacaktır.