• Anasayfa
Şengün & Partners Hukuk Yayınları
  • English
  • Deutsch
  • Français
  • Español
  • Italiano
  • Türkiye’de Yatırım Danışmanlığı
    • Şirket Kuruluşu
    • Risk, Uyum ve Regülasyon
    • ESG
    • Bilişim Teknoloji Danışmanlığı
    • Dijital Dönüşüm
  • Makaleler
    • Nedim Korhan Şengün’den
    • Girişimcilik Merkezi
    • Küresel Yeşil Merkezi
    • Risk, Uyum ve Regülasyon Merkezi
    • Tahkim Sulh ve Arabuluculuk Merkezi
    • Sermaye Piyasası ve Finans İşlemleri Merkezi
    • Sigorta Merkezi
    • Entelektüel Varlık Yönetimi Merkezi
    • Kişisel Veriler Merkezi
    • Rekabet Hukuku Uygulamaları Merkezi
    • Yatırım Danışma Merkezi
    • Uluslararası Ticaret Hukuku Merkezi
  • Duyurular
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Türkiye’de Yatırım Danışmanlığı
    • Şirket Kuruluşu
    • Risk, Uyum ve Regülasyon
    • ESG
    • Bilişim Teknoloji Danışmanlığı
    • Dijital Dönüşüm
  • Makaleler
    • Nedim Korhan Şengün’den
    • Girişimcilik Merkezi
    • Küresel Yeşil Merkezi
    • Risk, Uyum ve Regülasyon Merkezi
    • Tahkim Sulh ve Arabuluculuk Merkezi
    • Sermaye Piyasası ve Finans İşlemleri Merkezi
    • Sigorta Merkezi
    • Entelektüel Varlık Yönetimi Merkezi
    • Kişisel Veriler Merkezi
    • Rekabet Hukuku Uygulamaları Merkezi
    • Yatırım Danışma Merkezi
    • Uluslararası Ticaret Hukuku Merkezi
  • Duyurular
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Şengün & Partners Hukuk Yayınları
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Makaleler Rekabet Hukuku Uygulamaları Merkezi

Rekabet Hukuku İhlallerinde Özel Hukuk Tazminat Davaları ve Follow-on Süreçler: Türk Hukuku Açısından Bir Değerlendirme

27 Mart 2026
içinde Rekabet Hukuku Uygulamaları Merkezi
Okuma Süresi: 11 dk okuma
A A
Rekabet Hukuku İhlallerinde Özel Hukuk Tazminat Davaları ve Follow-on Süreçler: Türk Hukuku Açısından Bir Değerlendirme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşLinkedin'de Paylaş

1. Giriş

Rekabet hukukunun uygulanması ağırlıklı olarak kamu otoritelerinin denetimine tabiidir. Bu denetim kamu hukuku yoluyla uygulama mekanizmasında ihlallerin tespiti, soruşturulması ve yaptırımı idari otoriteler tarafından yürütülür; gerçek ve tüzel kişiler ise sürecin doğrudan öznesi olmaktan ziyade sonuçlarına katlanan taraflar olarak konumlanır. Buna karşılık özel hukuk yoluyla uygulama, rekabet ihlallerinden zarar gören gerçek ve tüzel kişilerin tazminat davaları aracılığıyla mahkemeler nezdinde zararlarının giderilmesini talep edebildiği bir mekanizmadır. Günümüzde bu iki mekanizma birbirinin alternatifi olmaktan ziyade tamamlayıcısı olarak değerlendirilmektedir.

Bu çalışmada bahsedilecek “Follow-on süreçler” tanımı, rekabet ihlalinin yetkili merciiler tarafından tespitinin sonrasında, bu ihlal sonucunda zarar görenler tarafından açılan tazminat davalarını ifade etmektedir. Bu davalarda ihlalin varlığı çoğunlukla idari kararlarla ortaya konulmuş olduğundan, yargılamanın ağırlık noktası zararın varlığı ve illiyet bağına kaymaktadır. Bu yönüyle follow-on süreçler, rekabet hukukunun kamu hukuku yoluyla uygulanması ile özel hukuk yoluyla tazmin mekanizmaları arasında işlevsel bir köprü niteliği taşımaktadır.

Özellikle son yirmi yılda rekabet hukukunun özel hukuk yoluyla uygulanmasında, yani tazminat davalarında, küresel ölçekte belirgin bir yükselişi gözlemlenmektedir. Bu yükselişin arkasında, rekabet ihlallerinin yalnızca kamu düzenine değil, aynı zamanda bireysel menfaatlere de doğrudan zarar verdiği yönündeki farkındalığın artması yatmaktadır. ABD’de uzun süredir güçlü bir şekilde uygulanan tazminat davaları pratiği, Avrupa başta olmak üzere birçok hukuk sistemine ilham vermiş; zarar görenlerin mahkemelere erişimini kolaylaştıran maddi ve usuli düzenlemeler giderek yaygınlaşmıştır. Böylece rekabet hukukunun uygulanması yalnızca kamu otoritelerinin yaptırım gücüne bırakılmamış, gerçek ve tüzel kişilerin açtığı tazminat davalarıyla da desteklenmiştir.

2. Avrupa Birliği ve Türk Hukukunda Zarar Tazminine İlişkin Yaklaşımlar

Avrupa Birliği, uzun süre kamu hukuku yoluyla uygulamanın baskın olduğu bir sistem çerçevesinde hareket etmiş; ancak zaman içinde rekabet ihlallerinden doğan zararların giderilmesine yönelik özel hukuk tazminat davalarını güçlendiren bir politika yönelimi benimsemiştir.[1]. Bu değişimin merkezinde yer alan 2014/104/EU no.lu Antitrust Damages Directive (Rekabet İhlallerinden Doğan Zararların Tazminine İlişkin Direktif) (“Direktif”), zarar görenlerin tazminat talebinde bulunmalarını kolaylaştırmayı hedefleyen temel bir düzenleme niteliğindedir. Direktif ile birlikte ispat yüküne ilişkin dengelerin yeniden kurulması, tarafların delillere erişiminin genişletilmesi, zamanaşımı sürelerinde uyum sağlanması ve özellikle kartel ihlallerinde zararın varlığına dair karinelerin kabulü gibi önemli yenilikler hayata geçirilmiştir. Böylece özel hukuk tazminat davaları, AB rekabet hukukunun asli tamamlayıcı unsuru haline gelmiştir.

Türkiye’de ise rekabet hukukunun uygulanması hâlen büyük ölçüde kamu hukuku yoluyla uygulama ekseninde şekillenmektedir. Rekabet Kurumu tarafından yürütülen soruşturmalar ve idari para cezaları sistemin merkezinde yer almaktadır. Bununla birlikte, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“RKHK”) yukarıda yer verilen emredici hükümlerine aykırılığın özel hukuk alanındaki sonuçları, Kanun’un m. 56-59 arasında düzenlenen “Rekabetin Sınırlanmasının Özel Hukuk Alanındaki Sonuçları” başlıklı bölümde; geçersizlik, tazminat hakkı, zararın giderilmesi ve ispat yüküne ilişkin esaslar hüküm altına alınmıştır. Ancak uygulamada bu mekanizmaların sınırlı kaldığı görülmektedir.

Bu çerçevede, AB’deki gelişmeler ve özellikle Direktif ile getirilen düzenlemeler, Türk hukuku bakımından da önemli bir referans noktası oluşturmaktadır. Rekabet hukukunun etkinliğinin artırılması için kamu hukuku yoluyla uygulama ile özel hukuk tazminat davalarının dengeli ve birbirini destekler şekilde geliştirilmesi gerekliliği hem doktrinde hem de uygulamada giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

3. Avrupa Birliği Hukuku Uygulamasında Rekabet Hukuku İhlalleri ve Tazminat İlişisi

Avrupa Birliği hukukuna göre tam tazminat şunları kapsar: fiili zarar (damnum emergens), mahrum kalınan kâr (lucrum cessans), faiz[2]. Ancak tazminat, aşkın tazminata yol açmamalıdır. Avrupa Birliği’nin rekabet ihlallerine yaklaşımını ortaya koyabilmek bakımından, 2014/104/EU sayılı Direktif’in özellikle gerekçe (recital) hükümlerinin incelenmesi önem arz etmektedir. “Rekabet hukuku ihlallerinden doğan zararların tazmini, Birlik rekabet kurallarının etkin uygulanmasını güçlendiren önemli bir araçtır. Ancak üye devletlerin ulusal hukuk sistemlerinde mevcut olan usul kuralları ve maddi hukuk farklılıkları, zarar gören kişilerin tazminat talebinde bulunmasını zorlaştırabilmektedir. Bu farklılıklar, özellikle aşağıdaki alanlarda ortaya çıkmaktadır: delillere erişim, zamanaşımı süreleri, müteselsil sorumluluk, kartellerde zararın varsayımı, “passing-on defence” gibi savunmalar. … Bu Direktifin amacı, rekabet hukuku ihlallerinden zarar gören kişilerin tazminat talep etmelerini kolaylaştırmak ve iç pazarın düzgün işlemesini sağlamaktır.”[3] Burada görülmektedir ki asıl amaçlanan zarar görenlerin tazminata erişimini kolaylaştırmak ve aynı zamanda kamu düzenini sağlamaktır.

Direktif’in 16. maddesi rekabet hukuku ihlallerine ilişkin tazminat davalarında ispat rejimini kökten dönüştüren bir düzenleme olarak, özellikle follow-on davaların yerleşikleşmesinin önünü açmaktadır. Hükmün temel sonucu yargılamada usul ekonomisi gözetilerek, idari düzeyde tespit edilen ihlalin hukuk mahkemelerinde yeniden tartışma konusu yapılmasının önüne geçilmesi ve hukuki kesinliğin sağlanmasıdır. Nitekim European Commission ve ulusal rekabet otoritelerinin kartel kararlarını takiben açılan tazminat davalarında, mahkemelerin ihlalin varlığını tartışma dışı bırakması, davacıların yalnızca zarar ve illiyet bağına odaklanabilmesini sağlamaktadır. Buna ek olarak Madde 16-2’de öngörülen sınır ötesi etki, diğer üye devlet kararlarına en azından delil değeri tanıyarak, tam bir bağlayıcılık öngörmese de AB içinde kararların dolaşımını ve delil değerini güçlendiren hibrit bir model ortaya koymaktadır.

Madde 17’de ise rekabet hukuku ihlallerinden doğan zararların doğası gereği karmaşık ve çoğu zaman ekonomik modelleme gerektiren yapısını dikkate alarak, klasik ispat kurallarını davacı lehine esnetilmektedir. Özellikle “Kartellerin genellikle zarara yol açtığı kabul edilir. Bu nedenle üye devletler, kartel ihlallerinin zarara yol açtığı yönünde bir karine (presumption) öngörür. Ancak davalı taraf, bu karinenin aksini ispat edebilir.” denilerek kartellere yönelik zarar karinesi, rekabet ihlallerinin tipik olarak fiyat artışı veya refah kaybı yarattığı yönündeki ekonomik kabule dayanır ve davacının ispat yükünü önemli ölçüde hafifletmektedir. Bu yaklaşım, başta Avrupa Birliği Adalet Divanı içtihadında şekillenen, Birlik hukukundan doğan hakların ulusal usul kuralları nedeniyle aşırı derecede zorlaştırılmamasını veya fiilen imkânsız hale getirilmemesini temsil eden “etkinlik ilkesi” ile de uyumludur. Öte yandan mahkemelere tanınan zararı takdiren belirleme yetkisi, özellikle nicel hesaplamanın güç olduğu durumlarda, tazminat hakkının teorik olmaktan çıkıp pratikte kullanılabilir hale gelmesini sağlar. Bu çerçevede Madde 16 ve 17 birlikte değerlendirildiğinde, Direktif’in yalnızca maddi hakları tanımakla kalmayıp, bu hakların fiilen kullanılabilirliğini güvence altına alan bir ispat hukuku rejimi kurduğu görülmektedir.

4. Türk Hukuku Uygulamasında Rekabet Hukuku İhlalleri ve Tazminat İlişkisi

Türk yargı pratiği incelendiğinde, rekabet hukuku ihlallerinden doğan tazminat taleplerinin hukuki niteliğine ilişkin olarak mahkemelerin büyük ölçüde haksız fiil sorumluluğu çerçevesinde değerlendirme eğilimi olduğu görülmektedir[4]. Nitekim bu kararlar, davaların haksız fiil esasına dayandığını kabul etmekte ve hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ile illiyet bağı unsurlarının davacı tarafından ispatlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Bununla bağlantılı olarak, bazı yargı kararlarında kusur unsuruna ilişkin ispat yükünün hafifletildiği de dikkat çekmektedir. Özellikle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar, uyumlu eylemler veya hâkim durumun kötüye kullanılması gibi ihlaller bakımından, doktrindeki hâkim görüşe paralel şekilde kusurun varlığının karine olarak kabul edilebildiği ifade edilmektedir[5].

Yargı kararları ayrıca, rekabet hukukunun kamu hukuku ve özel hukuk boyutları arasındaki ilişkiyi de somutlaştırmaktadır. Bu kapsamda, Rekabet Kurumu tarafından verilen ihlal kararlarının, özel hukuk tazminat davaları bakımından önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Özellikle Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında, ihlalin varlığının Rekabet Kurulu kararı ile tespit edilmesinin dava bakımından fiilen bir ön koşul teşkil ettiği ve bu kararların mahkemeler nezdinde kuvvetli delil niteliği taşıdığı ifade edilmektedir[6][7]. Bu karar Türk hukuku yaklaşımının AB Direktifi’nden etkilendiğini göstermektedir.

Bunun yanı sıra, bazı kararlarda rekabet hukukunun etkinliğinin sağlanması bakımından idari yaptırımlar ile özel hukuk tazmin mekanizmalarının birlikte işlev gördüğü açıkça ortaya konulmaktadır. Mahkemelerin, Rekabet Kurulu’nun ihlal tespitini esas alarak 4054 sayılı Kanun’un 58. maddesi uyarınca üç kat tazminata hükmetmesi, kamu hukuku yoluyla uygulamanın özel hukuk araçlarıyla desteklenmesine örnek teşkil etmektedir. Uygulamada da rekabet ihlaline ilişkin idari süreçlerin özel hukuk davalarına doğrudan etki ettiği görülmektedir. Bu çerçevede, Rekabet Kurulu kararlarına karşı açılan iptal davalarının sonucu beklenerek tazminat davalarının bekletici mesele yapılması yaygın bir uygulamadır. İdari yargı mercilerince Kurul kararının iptal edilmesi hâlinde, bu durumun özel hukuk alanındaki tazminat taleplerinin reddine yol açabildiği gözlemlenmektedir[8].

Bazı kararlarda ise kamu ve özel hukuk ayrık tutulmaktadır. Danıştay 13. Daire rekabet iddialarını haksız rekabetle ayırarak adli yargıya bırakmış[9]; BAM 14. HD, idari merci önceliğini savunmuştur[10]. Rekabet Kurulu bir kararında “Öte yandan rekabet hukukunun amacı, bireysel çıkarları gözetmek değil, serbest rekabet ortamını sağlamak ve bu ortamı koruyarak kamu yararını gözetmektir. Şikâyetlerin amacı, Kurulun bilgi sahibi olmadığı bir rekabet ihlalinin tespit edilmesi ve bu ihlalin menfaatlerini zedeleyen kişilerin durumunun Kurula bildirerek harekete geçmesini sağlamaktır. Şikâyetçi, bu süreçten fayda sağlamayı umabilir ve bu faydayı elde edebilir; ancak kamu yararının yanında şikâyetçinin sağlayacağı fayda ikinci planda kalmaktadır.” diyerek şikâyet mekanizmasının bireysel çıkarları korumaya değil, kamu yararını gözetmeye yönelik olduğunu göstermiştir.[11] Yani Kurul, şikâyetlerin amaç ve sonuçlarını değerlendirirken önceliğin rekabet ortamının korunması ve kamu yararının sağlanması olduğunu vurgulamaktadır; şikâyetçinin elde edeceği olası fayda yalnızca ikincil bir rol oynamaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye’deki rekabet hukuku sisteminde kamu hukuku yoluyla uygulamanın temel hedefinin genel kamu yararı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu ayrılık, alanların karışmasını önlerken dengeli entegrasyon gerekliliğini sorgulatmaktadır. Doktrindeki destekleyici ilişki vurgusuna rağmen uygulama, idari yolun önceliğini koruyarak özel tazminatların bağımsızlığını sınırlamakta; giderek artan önem, daha uyumlu gelişim ihtiyacını ortaya koymaktadır.

5. Türk Hukukunda Follow-on Dava Süreçlerinin Değerlendirilmesi

Rekabet hukukunda “follow-on davalar”, bir rekabet ihlalinin yetkili idari otorite tarafından tespit edilmesinden sonra, bu ihlalden zarar gördüğünü ileri süren kişilerin açtığı tazminat davalarını ifade eder. Bu davalar, henüz ihlalin tespitine ilişkin idari karar bulunmazken açılan “stand-alone” davalardan ayrılmaktadır. Follow-on süreçler ihlalin tespiti ile bireysel zararların giderilmesi arasındaki bağlantıyı güçlendiren bir işlev görmektedir.

AB düzeyinde Direktif  ile getirilen sistem, özellikle madde 16 ve 17 üzerinden, özel hukuk uygulamasının etkinliğini yapısal olarak güçlendiren bir mimari kurar. Buna karşılık Türk hukukunda 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun tazminat hakkını açıkça tanımakla birlikte, bu hakkın kullanımını kolaylaştıran benzer usuli ve ispat hukuku araçları aynı ölçüde gelişmiş değildir. Nitekim AB sisteminde, bir rekabet otoritesi kararının ihlalin varlığı bakımından bağlayıcı etki doğurması (Madde 16), follow-on davalarda davacının ispat yükünü ciddi biçimde hafifletirken; Türk hukukunda Rekabet Kurumu kararlarının hukuk mahkemeleri nezdinde bağlayıcılığı açık bir normla düzenlenmiş değildir. Uygulamada bu kararlar güçlü bir delil olarak dikkate alınsa da hâkim bakımından res judicata benzeri bir bağlayıcılık söz konusu değildir. Zira res judicata’nın yargılama pratiğinde, tekrar yargılama yasağı, bağlayıcılık ve kesin delil teşkil etme etkileri bulunmaktadır[12]. Bu durum, ihlalin yeniden ispatını fiilen gündeme getirerek dava maliyetlerini artırmakta ve özel hukuk yoluyla uygulamanın caydırıcılık fonksiyonunu zayıflatmaktadır.

Benzer şekilde, Direktif’in 17. maddesinde öngörülen kartellerin zarara yol açtığına ilişkin karine ve mahkemeye tanınan zararı takdiren belirleme yetkisi, ispat yükünü davacı lehine yeniden dengeleyen kritik araçlardır. Türk hukukunda ise her ne kadar genel ispat kuralları çerçevesinde hâkimin takdir yetkisi mevcutsa da kartellere özgü normatif bir zarar karinesi bulunmamaktadır. Bu eksiklik, özellikle karmaşık ekonomik analiz gerektiren zarar hesaplamalarında davacının yüksek ispat külfeti altında kalmasına yol açar. Dolayısıyla Türk sistemi, maddi hukuk bakımından tazminat hakkını tanımakla birlikte, AB’deki gibi ispat kolaylaştırıcı mekanizmalarla desteklenmediği için, özel hukuk yoluyla uygulamanın etkinliği açısından daha sınırlı bir görünüm sergilemektedir. Bu bağlamda, Direktif’teki Madde 16 ve 17 düzenlemeleri, Türk hukukunda olası bir reform için normatif referans noktası teşkil edebilecek niteliktedir.

Türk hukukunda follow-on davaların gelişimi henüz erken aşamada olmakla birlikte, son yıllarda yargı kararları ve doktrindeki tartışmalar bu alanda kademeli bir dönüşüme işaret etmektedir. Özellikle Rekabet Kurulu kararlarının hukuk mahkemeleri nezdinde “kuvvetli delil” olarak kabul edilmesi, fiilen follow-on dava modeline yakın bir uygulama izlenimi yaratmaktadır. Her ne kadar bu kararların bağlayıcılığı açık bir normla düzenlenmemiş olsa da mahkemelerin ihlal tespitini yeniden derinlemesine incelemekten kaçınması ve değerlendirmelerini çoğunlukla zarar ve illiyet bağı üzerinde yoğunlaştırması, uygulamada örtülü bir follow-on yaklaşımının geliştiğini göstermektedir.

Bununla birlikte, bu gelişim henüz sistematik bir çerçeveye kavuşmuş değildir. Özellikle (i) delillere erişim mekanizmalarının sınırlılığı, (ii) ekonomik analiz gerektiren zarar hesaplamalarında uzmanlaşmış bilirkişilik altyapısının yeterince gelişmemiş olması ve (iii) açık bir zarar karinesinin bulunmaması, follow-on davaların yaygınlaşmasını sınırlayan başlıca faktörlerdir. Buna ek olarak, Rekabet Kurulu kararlarına karşı açılan iptal davalarının sonucunun beklenmesi, yargılamaların süresini uzatarak özel hukuk yoluyla uygulamanın etkinliğini azaltmaktadır. Bununla birlikte haksız fiil niteliğinde değerlendirilen rekabet ihlallerinde de ihlalin öğrenilmesinden itibaren işleyecek zamanaşımı süresinin de zarar gören açısından hak kaybına sebep olacak olması da unutulmamalıdır.

6. Sonuç

Rekabet hukukunun uygulanmasında kamu hukuku ve özel hukuk mekanizmaları arasındaki ilişki, tamamlayıcılık temelinde gelişmektedir. Avrupa Birliği’nde Direktif ile özel hukuk tazminat davaları, özellikle follow-on süreçler bakımından, sistemin etkinliğini artıran yapısal bir unsur haline gelmiştir. Bu çerçevede, ihlalin tespiti ile zararın giderilmesi arasındaki bağlantı güçlendirilmiş ve özel hukuk yoluyla uygulama, kamu otoritelerinin faaliyetlerini tamamlayan işlevsel bir araç olarak konumlandırılmıştır.

Türk hukukunda ise tazminat hakkı açıkça tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kullanımını kolaylaştıran usuli ve ispat hukuku araçlarının sınırlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, Rekabet Kurulu kararlarının uygulamada güçlü delil olarak dikkate alınması ve mahkemelerin bu kararlardan hareketle değerlendirme yapması, follow-on davalara benzer bir yapının kademeli olarak geliştiğine işaret etmektedir. Her ne kadar bu durum açık bir bağlayıcılık rejimine dayanmıyor olsa da uygulamanın giderek Avrupa Birliği yaklaşımına yakınsadığı ve özel hukuk yoluyla uygulamanın öneminin arttığı gözlemlenmektedir.

Bu çerçevede, rekabet ihlallerinden doğan tazminat taleplerinin etkinliğinin artırılması bakımından, özellikle ispat yükünü dengeleyen, delillere erişimi kolaylaştıran ve yargılamayı hızlandıran düzenlemelerin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Bu yöndeki olası gelişmeler, Türk rekabet hukukunda özel hukuk yoluyla uygulamanın daha etkin ve öngörülebilir bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacaktır.

Av. Ayça Buse Kendir

 

[1]Antitrust Damages Directive 2014/104/EU, Recital 3; European Commission, White Paper on Damages Actions (Tazminat Davalarına İlişkin Beyaz Kitap)(2008); Green Paper (Yeşil Kitap)(2005).

[2] Antitrust Damages Directive 2014/104/EU, Article 3, Right to full compensation.

[3] Antitrust Damages Directive 2014/104/EU, Recital 5, 6, 7, 9.

[4] İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2016/1281 E.; İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2018/274 E.

[5] İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2017/218 E.

[6] İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2022/1579 E.; 14. Hukuk Dairesi, 2019/1922 E.

[7] İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2017/218, K. 2025/748, T. 16.10.2025

[8] İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2016/1231 E.; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2023/4497 E.

[9] Danıştay, 13. Daire, E. 2020/1756, K. 2024/2675, T. 10.06.2024

[10] İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2019/1922, K. 2022/383, T. 31.03.2022

[11] K. 24-54/1211-517, T. 20.12.2024, Y.T. 24.04.2025

[12] Kemal Gözler, “Res Iudicata’nın Türkçesi Üzerine”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 56, Sayı 2, 2007, s.45-61.

PaylaşTweetPaylaş
Önceki Gönderi

Taşımacılık Sektöründe Limanlar, Lojistik Koridorlar ve Pazar Kapatma Stratejilerinin Rekabet Hukuku Açısından Analizi

İlgili Gönderiler

Taşımacılık Sektöründe Limanlar, Lojistik Koridorlar ve Pazar Kapatma Stratejilerinin Rekabet Hukuku Açısından Analizi

Taşımacılık Sektöründe Limanlar, Lojistik Koridorlar ve Pazar Kapatma Stratejilerinin Rekabet Hukuku Açısından Analizi

I. Giriş Küresel ticaretin önemli bir bölümü deniz taşımacılığı üzerinden yürütülmektedir. Uluslararası ticaret hacminin yaklaşık dörtte üçü deniz yolu ile...

Rekabet Hukuku Kapsamında Yeşil Aklama

Son yıllarda artan iklim krizi farkındalığı neticesinde ticari aktörler, sektör fark etmeksizin rakiplerinden daha duyarlı, daha yeşil, daha sürdürülebilir ve...

Uyumlu Eylemlerde İspat Sorunsalı

A. GİRİŞ En basit ifade ile rekabet birbirine rakip olan en az iki teşebbüsün içinde bulunduğu çekişme, liderliği elde etme...

Rekabet Hukukunda Yerinde İnceleme Yetkisinin Dönüşümü ve Savunma Hakkının Anayasal Sınırları

Rekabet Hukukunda Yerinde İnceleme Yetkisinin Dönüşümü ve Savunma Hakkının Anayasal Sınırları

A. Yerinde İnceleme Yetkisi ve Rekabet Kurulu Yaklaşımı Hakkında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (“4054 sayılı Kanun”) 15. Maddesi...

Teşebbüsler Arası Anlaşmalar ve Rekabet Hukuku’nda Bu Anlaşmaların İhlal Niteliği

A. Giriş Türk Hukuku’nda “teşebbüsler arası anlaşma/teşebbüsler birliği kararları” gibi kavramlar aslında uluslararası alanda “Kartel Hukuku” olarak da kabul gören...

Rekabet Kurulunun Yerinde İnceleme Denetimlerinde Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi

Rekabet Kurulunun Yerinde İnceleme Denetimlerinde Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (“4054 sayılı Kanun”)’un 15. maddesinde düzenlenen yerinde inceleme müessesesi; rekabetçi piyasanın tesisi, korunması ve...

Son Makaleler

Rekabet Hukuku İhlallerinde Özel Hukuk Tazminat Davaları ve Follow-on Süreçler: Türk Hukuku Açısından Bir Değerlendirme

Rekabet Hukuku İhlallerinde Özel Hukuk Tazminat Davaları ve Follow-on Süreçler: Türk Hukuku Açısından Bir Değerlendirme

Taşımacılık Sektöründe Limanlar, Lojistik Koridorlar ve Pazar Kapatma Stratejilerinin Rekabet Hukuku Açısından Analizi

Taşımacılık Sektöründe Limanlar, Lojistik Koridorlar ve Pazar Kapatma Stratejilerinin Rekabet Hukuku Açısından Analizi

Şirketlerin Siber Güvenlik Açıkları ve Yeni Nesil Dolandırıcılıklara Karşı Hukuki Yükümlülükleri

Şirketlerin Siber Güvenlik Açıkları ve Yeni Nesil Dolandırıcılıklara Karşı Hukuki Yükümlülükleri

Rekabet Hukukunda Yerinde İnceleme Yetkisinin Dönüşümü ve Savunma Hakkının Anayasal Sınırları

Rekabet Hukukunda Yerinde İnceleme Yetkisinin Dönüşümü ve Savunma Hakkının Anayasal Sınırları

Dijital Bankacılık ve Kişisel Verilerin Güvenliği

Dijital Bankacılık ve Kişisel Verilerin Güvenliği

The Rights of Consumers Against Contractors

Müteahhitlerle Olan Hukuki Süreçlerde Tüketicilerin Hakları

  • Anasayfa

© 2024 Şengün Partners

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Türkiye’de Yatırım Danışmanlığı
  • Makaleler
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Türkçe
    • English
    • Deutsch
    • Français
    • Türkçe
    • Español
    • Italiano

© 2024 Şengün Partners