• Anasayfa
Şengün & Partners Hukuk Yayınları
  • English
  • Deutsch
  • Français
  • Español
  • Italiano
  • Türkiye’de Yatırım Danışmanlığı
    • Şirket Kuruluşu
    • Risk, Uyum ve Regülasyon
    • ESG
    • Bilişim Teknoloji Danışmanlığı
    • Dijital Dönüşüm
  • Makaleler
    • Nedim Korhan Şengün’den
    • Girişimcilik Merkezi
    • Küresel Yeşil Merkezi
    • Risk, Uyum ve Regülasyon Merkezi
    • Tahkim Sulh ve Arabuluculuk Merkezi
    • Sermaye Piyasası ve Finans İşlemleri Merkezi
    • Sigorta Merkezi
    • Entelektüel Varlık Yönetimi Merkezi
    • Kişisel Veriler Merkezi
    • Rekabet Hukuku Uygulamaları Merkezi
    • Yatırım Danışma Merkezi
    • Uluslararası Ticaret Hukuku Merkezi
  • Duyurular
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Türkiye’de Yatırım Danışmanlığı
    • Şirket Kuruluşu
    • Risk, Uyum ve Regülasyon
    • ESG
    • Bilişim Teknoloji Danışmanlığı
    • Dijital Dönüşüm
  • Makaleler
    • Nedim Korhan Şengün’den
    • Girişimcilik Merkezi
    • Küresel Yeşil Merkezi
    • Risk, Uyum ve Regülasyon Merkezi
    • Tahkim Sulh ve Arabuluculuk Merkezi
    • Sermaye Piyasası ve Finans İşlemleri Merkezi
    • Sigorta Merkezi
    • Entelektüel Varlık Yönetimi Merkezi
    • Kişisel Veriler Merkezi
    • Rekabet Hukuku Uygulamaları Merkezi
    • Yatırım Danışma Merkezi
    • Uluslararası Ticaret Hukuku Merkezi
  • Duyurular
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Şengün & Partners Hukuk Yayınları
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Makaleler

Arabuluculuk Sonrası Tahkim Modeli ve Türk Hukukunda Güncel Yaklaşım

30 Mart 2026
içinde Makaleler
Okuma Süresi: 11 dk okuma
A A
Arabuluculuk Sonrası Tahkim Modeli ve Türk Hukukunda Güncel Yaklaşım
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşLinkedin'de Paylaş

1. Genel Hatlarıyla Arabuluculuk – Tahkim (“Med-Arb”) Modeli

Dünyada alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının esnek yapısı ve katı usul kuralları ile sınırlandırılmamış olması, yeni çözüm yöntemlerinin oluşturulmasını kolaylaştırmış; bu süreçte farklı avantajlara sahip uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin bir araya getirilmesi ile karma modeller ihdas edilmiştir. Bu kapsamda arabuluculuk-tahkim (“Med-Arb”) modeli de hem doktrinde hem de uygulamada en çok dikkat çeken ve en sık başvurulan hibrit modellerden biri olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır.

Bilindiği üzere arabuluculuk, tarafların iradi bir şekilde anlaşma esaslarına dair bir yöntem geliştirmektedir. Öte yanda tahkim yargılaması, genel hatları ile taraflar için bağlayıcı ve kesin olacak bir karar tahsis etmek suretiyle uyuşmazlığı çözümlemektedir. Med-Arb yöntemi ile de tahkimin bağlayıcılığı ile arabuluculuğun esnekliği harmonize edilerek her iki çözüm yönteminin de ayrı ayrı barındırdığı dezavantajlarının bertaraf edilmesi amaçlanmaktadır.

Doktrinde tanımlandığı üzere Med-Arb, başlangıçta tarafsız bir üçüncü kişinin arabuluculuk faaliyeti neticesinde uyuşmazlığın sona erdirilememesi halinde, genellikle aynı kişinin hakem olmak suretiyle uyuşmazlığı tahkim yargılaması eliyle çözülmesini ifade etmektedir. Daha yalın bir anlatımla Med-Arb, arabuluculuk ile başlayan ancak bu aşamada sonuçlandırılamayan uyuşmazlıklarda tahkim mekanizmasının devreye girdiği bir süreçtir. Bu süreçte öncelikle tarafların iş birliği ve uzlaşısı öncelenmekte, sürecin sonuçsuz kalması halinde ise bağlayıcı ve nihai bir tahkim kararı ile uyuşmazlığın kesinleştirilmesi ve sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.
Ancak burada dikkat çekmek gerekir ki tarafsız üçüncü bir kişinin hem arabuluculuk hem de tahkim yargılamasını yürütmesi özellikle gizlilik, tarafsızlık ve yargılamaya olan güven ilkelerinin sorgulanmasını da gündeme getirmektedir. Örneğin, ileride hakem olarak görev yapacak bir arabulucunun, başlangıçtaki arabuluculuk süreci esnasında vakıf olduğu hususların nihai kanaatini etkileyebilecek olması, Med-Arb’ın eleştirilen yönlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Yine Med-Arb’da arabulucu ve hakemin aynı kişi olması ihtimalinden kaynaklı olarak arabuluculuk sürecinde ortaya çıkan bilgilerin, tarafların rızası olmaksızın tahkim yargılamasında da kullanılması riski de bu yöntemi riskli kılan başka bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Buna paralel olarak, aslen arabuluculuk faaliyetinde sulhe katkı sağlayacak belgelerin bu aşamada taraflarca sakınılması ve her halükarda tahkim yargılaması baskısının hissedilmesi, Med-Arb’a dair soru işaretlerinden bir diğeridir. Dolayısıyla, tarafların Med-Arb’a dair bir iradesi bulunmaktaysa buradaki avantaj-dezavantajların önceden saptanması ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil etmeyecek bir Med-Arb mekanizmasının kurgulanması büyük önem arz etmektedir.

2. Çeşitli Med-Arb Yöntemleri

Uygulamada çeşitli Med-Arb modelleri kurgulanmakla birlikte, genel kapsamda Med-Arb’ı iki temel model altında incelemek mümkündür. İlk temel model, süreç içerisinde farklı üçüncü kişilerin rol oynayıp oynamamasına da bağlı olarak farklı şekillerde isimlendirilen olağan arabuluculuk-tahkimidir. Burada arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulacak hususlar ve tahkim yargılamasına konu olacak konular gruplandırılmak suretiyle belirlenmekte ve arabuluculuk ile tahkim yöntemleri tek bir pota içerisinde eritilmektedir. Bu süreç, tarafsız ve bağımsız üçüncü kişinin arabulucu olarak görev yapmaya başlaması akabinde arabuluculuk yöntemi ile anlaşmaya varılamaması durumunda, aynı kişinin tahkim yargılamasında hakem olarak atanıp atanmayacağına ilişkin tercihler uyarınca “Med-Arb Same” veya “Med-Arb Different” olarak ayrıca adlandırılmaktadır.

İkinci temel model ise arabuluculuk ve tahkim yöntemlerinin ardışık olarak uygulandığı modeldir. Burada taraflar, uyuşmazlık konusu hususlar bakımından öncelikle arabuluculuğa başvurmakta ve bu süreçten olumlu bir sonuç alınamaması akabinde tahkim yoluna gitmektedir. Aşağıda yer verilecek Yargıtay kararlarının da incelenmesi bakımından önem arz eden bu model için esasen “Med-then-Arb” nitelendirilmesi yapılmaktadır. Zira bu modelde arabuluculuk ve tahkim aşamaları eş zamanlı değil, birbirini takip eden bir sırayla ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Med-then-Arb yönteminde klasik Med-Arb’da olduğu gibi iç içe geçmiş ve tek bir potada eritilmiş bir süreçten ziyade, kademeli bir işleyişten söz edilmektedir.

3. Türk Hukukunda Med-Arb

Uluslararası literatürde ve uygulamada Med-Arb’ın somutlaştırılmasına yönelik çalışmalar devam etmekle birlikte, bu modelin hayata geçirilmesine yönelik adımlar Türk hukukunda da atılmaya başlanmıştır. Özellikle 2021 yılında İstanbul Ticaret Odası Tahkim ve Arabuluculuk merkezi tarafından yayımlanan İTOTAM Arabuluculuk – Tahkim (Med-Arb) Kuralları, bu konudaki somut çalışmalardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Belirtmek gerekir ki Türk mevzuatında Med-Arb yoluna dair açık ve müstakil bir düzenleme henüz mevcut değildir. Bununla birlikte 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (“HUAK”) m.5/1’de düzenlenen “Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda, aşağıdaki beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz:…” hükmü, arabuluculuk sonrasında tahkime başvurulabileceğini örtülü de olsa teyit etmektedir. Nitekim Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından yayımlanan Türkiye Arabulucular Etik Kuralları’nın m.5/6 hükmü de “Arabulucu, arabuluculuk sürecinde arabuluculuktan başka bir uyuşmazlık çözüm yöntemini yürütemez. Arabuluculuk mevzuatından kaynaklanan avantajları kullanmak amacıyla herhangi bir çözüm yolunu arabuluculuk olarak adlandıramaz. Ancak, arabulucu, gerekli ve uygun gördüğünde, taraflara uyuşmazlıklarını tahkim, tarafsız değerlendirme, danışmanlık veya diğer uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle çözmeyi düşünmelerini önerebilir.” düzenlemesini içermek suretiyle arabuluculuk sonrası tahkimin mümkün olabileceğini ortaya koymaktadır.

Türk hukukunda Med-Arb anlaşmalarının veya klozlarının geçerliliği değerlendirilirken, uygun taraf iradelerinin varlığını esas almak gerekmektedir. Zira Med-Arb anlaşmaları özünde çok basamaklı bir tahkim anlaşması niteliğindedir. Dolayısıyla tarafların bu anlaşmaya istinaden iradelerini açık, net ve anlaşılır bir şekilde koymaları önem arz etmektedir. Bu husus, tahkim anlaşmasının kurucu unsuru niteliğinde olan tahkim iradesinin açık ve kesin olması gerekliliğinden ileri gelmektedir.

4. Med-Arb Anlaşmalarının Geçerliliği

Doktrinde, Med-Arb prosedürünün de dahil edildiği kademeli hibrit tahkim anlaşmalarında tarafların tahkim iradesi doğrultusunda bu anlaşmaların geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte kademeli tahkim anlaşmalarının herhangi bir şekilde patolojik hale gelmemesi için bu anlaşmalarda uyuşmazlık çözüm yöntemleri için belirli sürelerin öngörülmesi, arabuluculuk aşamasının zorunlu olup olmadığı ve pek tabii ki tahkim iradesinin netliği gibi hususların açıkça kaleme alınması gerekmektedir. Zira çelişkili ifadeler veya anlam karmaşası içermesi, tahkim anlaşmasının geçersizliği sonucunu doğurabilecektir.

Nitekim Uluslararası Barolar Birliği’nin (“International Bar Association – IBA”) Milletlerarası Tahkim Anlaşmalarının Kaleme Alınmasına İlişkin Kılavuzu’nda da çok aşamalı tahkim anlaşmalarına ilişkin önemli kriterler sunulmuştur. Kılavuz uyarınca tahkim öncesi aşamada başvurulacak müzakerelerin veya arabuluculuğun ne kadar süreceği ve tahkimin hangi vakıanın gerçekleşmesi üzerine başlatılacağına ilişkin açık bir düzenleme içermesi, tahkim öncesi uyuşmazlık çözümü aşamasının başarısız olması hâlinde uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesinin ihtiyari değil bağlayıcı olarak anlaşılacak şekilde kaleme alınması ve hakkında tahkim öncesi çözüm yöntemlerine ve akabinde tahkime başvurulacak uyuşmazlık konularının aynı olmasına dikkat edilmesi gerekmektedir.

5. Yargıtay’ın Med-Arb Anlaşmalarına İlişkin Güncel Yaklaşımı

Med-Arb prosedürü, yalnızca doktrinel değerlendirmeler ile sınırlı kalmamış ve yakın zamanda yüksek mahkeme içtihatlarına da konu olmuştur. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, hem 2025 hem de 2026 yılında verdiği kararlarla Med-Arb uygulamasını ve bu anlaşmaların geçerliliğini, özellikle avukatlık sözleşmelerinde yer alan klozlar yönünden ele almıştır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2025/225 E., 2025/2164 K. ve 15.04.2025 tarihli kararında, davacı bir avukat ile davalı müvekkili arasında akdedilen bir avukatlık ücret sözleşmesinde yer alan Med-Arb klozuna ilişkin aşağıdaki şekilde bir değerlendirme yapmıştır:

“…Uyuşmazlıkta tahkim yargılamasına başvurulabilmesi için taraflar arasında tahkim koşulu içeren bir sözleşmenin veya ayrı bir tahkim sözleşmesinin bulunması gerekir. Tahkim yargılamasının temelini oluşturan tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir koşulu ya da ayrı bir sözleşme ile yazılı biçimde yapılabilir. Tahkim şartı veya anlaşmasının geçerli olabilmesi için tarafların, tahkim iradesini açıkladıkları tahkim şartı ya da sözleşmede tartışma ve karışıklığa neden olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olmaları zorunludur.

Taraflar sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların tümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini kararlaştırabilecekleri gibi sadece bir bölümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini de kararlaştırabilirler.

Taraflar arasında düzenlenen 01.03.2022 tarihli sözleşmede “taraflar arasında akdedilen bu avukatlık sözleşmesinden ve vekalet ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklar öncelikle, arabuluculuk girişimiyle çözümlenecektir. … Arabuluculuk girişiminden sonuç alınamazsa, uyuşmazlık Baro Hakem Kurulunca çözülecektir. Türkiye Barolar Birliği Hakem Yönetmeliği bu sözleşmenin bir parçasıdır.” şeklindedir. Nitekim uyuşmazlığın çözümü için önce arabuluculuk başvurusu yapılmış, arabuluculuk süreci olumsuz sonuçlanmıştır…

Yukarıda belirtilen kanuni düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde; arabuluculuğun maddi hukuka ilişkin olduğu, Mahkemelerde dava açılmadan önce başvurulması gerektiği hatta bazı davalarda arabulucuya başvurulmasının dava şartı olarak düzenlendiği görülmektedir. Tarafların tahkim iradesini açıkladıkları tahkim şartının tartışma ve karışıklığa neden olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olması gerekmekte olup öncelikle arabulucuya gidileceğine dair yaptıkları anlaşma nedeniyle sözleşmeye uygulanacak hükümler bakımından kendi içerisinde kesin ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek derecede tahkim şartının düzenlenmediği bu nedenle de tahkim şartının geçersiz olduğu kabul edilmelidir…”

Bu kararda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ilgili sözleşmedeki arabuluculuk ön şartının varlığını, tahkim iradesinin “açık ve kesin olması” gerekliliğini zedelediği gerekçesiyle geçersiz saymıştır. Yüksek Mahkemenin bu yaklaşımının, tahkim anlaşmalarına dair yerleşik olarak uygulanan “tahkim anlaşmalarının açık ve net olması ilkesi”ne dayandığı anlaşılmaktadır. Ancak bu değerlendirme, literatürde önemli tartışmaları ve eleştirileri de beraberinde getirmiştir.

Yakın zamanda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2025/5452 E., 2026/129 K. ve 15.01.2026 tarihli güncel kararıyla yukarıdaki içtihadında değişikliğe gitmiş ve Med-Arb klozlarının geçerliliğine ilişkin pozitif bir anlayış benimsemiştir:

“…Taraflar arasında bir uyuşmazlık çıkması hâlinde öncelikle arabuluculuk yoluna başvurulacağı, uyuşmazlık arabuluculuk aşamasında çözümlenemezse tahkim yoluyla çözüleceğine dair anlaşmalar uygulama ve öğretide “Med-Arb(Mediation-Arbitration)” olarak ifade edilmektedir. Arabuluculuk-tahkim yolunda taraflar, öncelikle uyuşmazlıklarını arabuluculuk yoluyla çözmeye gayret ederler…

Arabuluculukta anlaşmaya varılmazsa, bundan sonra taraflar tahkime başlarlar (Mustafa Serdar Özbek, “Arabuluculuk ile Tahkim Yöntemlerinin Kesişme Bölgesi: Arabuluculuk-Tahkim” Ocak 2017 43(1) Yargıtay Dergisi 15, s.15). Bu usulün özel bir şekli olarak “Arabuluculuk Sonrası Tahkim (Med-Then-Arb)” çözüm yolu olarak bilinen yöntem olup burada taraflar önce uyuşmazlığın çözümü için arabuluculuk yoluna gidip anlaşma için çözüm arar, anlaşma gerçekleşmediği durumda tahkim uygulanır.

Taraflar, uyuşmazlık çözümü anlaşmasında, uyuşmazlığın öncelikle arabuluculuk faaliyetiyle çözülmeye çalışılacağını, arabuluculuk faaliyetinden sonuç alınamaması hâlinde tahkime başvurulacağını kararlaştırabilir. Arabuluculuk uyuşmazlık çözüm usulünde başarılı olunamadığında tahkim yargısı ile uyuşmazlık hakem tarafından nihai ve bağlayıcı olacak şekilde çözülür. Böylece hem arabuluculuk sürecinden beklenen esneklik hem tahkimde nihai karar verilmesinin bir arada sağlanması mümkün kılınmış olur. Bu usulde arabuluculuk sonrasında tahkim uygulanacağı önceden kararlaştırılmış olup süreçler tamamen bağımsız iki yol olarak, birbirinin içinde erimeksizin varlığını sürdürür…

Taraflar arasında düzenlenen 01.03.2022 tarihli sözleşmede; ‘’Taraflar arasında akdedilen bu avukatlık sözleşmesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklar öncelikle, arabuluculuk girişimiyle çözümlenecektir. Arabuluculuk masraflarına taraflar eşit olarak katlanacaktır. Arabuluculuk girişiminden sonuç alınamazsa, uyuşmazlık Baro Hakem Kurulunca çözümlenecektir. Türkiye Barolar Birliği Hakem Yönetmeliği bu sözleşmenin bir parçasıdır.’’ şeklinde olup, taraflar bu avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkta öncelikle arabuluculuk yoluna başvurmuş, sonuç alınamayınca Tahkime başvurmuşlardır. Sözleşmenin ilgili hükmünde uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözümlenememesi hâlinde tahkim yoluyla çözüleceğine dair taraf iradeleri herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık olarak belirtilmiştir. Bunun yanında tahkime konu uyuşmazlık, avukatlık sözleşmesinden kaynaklandığı halde davalı avukatın davacıya vekaleten yerine getirmeyi üstlendiği avukatlık hizmeti tüketici işlemi niteliğinde olmadığından tahkime elverişli olduğundan geçerlidir…

Yukarıda açıklandığı üzere alternatif uyuşmazlık çözüm usulü olarak önce Arabuluculuk başvurusunda bulunulup anlaşma gerçekleşmediğinde sonrasında Tahkim (Med-Then-Arb) yargılaması yöntemine gidilmesi mümkün olduğundan tahkime elverişli olan somut uyuşmazlıkta da terditli olarak önce arabuluculuk yoluna gidilip anlaşma sağlanmadığından sonrasında tahkim yargılamasına gidilmesi hukuka uygundur…”

Görüldüğü üzere ilgili Yargıtay kararında, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri çok kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Bu doğrultuda Yüksek Mahkeme, doktrinde kabul edilen arabuluculuk ve tahkimin bir arada kullanılabileceğine ilişkin Med-Arb öğretisine yer vermiş ve uyuşmazlığa konu avukatlık sözleşmesinde yer alan Med-Arb klozunun, açık ve net bir şekilde ortaya konduğunu ifade etmiştir.

Kararda fazlasıyla önem çeken bir diğer husus da Med-then-Arb modeli olarak isimlendirilen, arabuluculuk sonrası tahkim yönteminin ele alınmış ve kabul edilmiş olmasıdır. Yukarıda yer verilen 2025 tarihli kararından farklı olarak Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, arabuluculuk ön şartının tahkim anlaşmasının geçerliliğini ortadan kaldırmayacağına; aksine arabuluculuk prosedürünün usulüne uygun şekilde tüketilmesi akabindeki tahkim başvurusunun, hukuka uygun olduğuna kanaat getirmiştir. Güncel bu karar ile Yüksek Mahkeme, doktrindeki Med-Arb ve Med-then-Arb öğretisine paralel bir tutum sergilemiştir.

6. Sonuç

Med-Arb modeli, arabuluculuk ile tahkim mekanizmalarını aynı uyuşmazlık çözüm kurgusu içinde buluşturan hibrit bir yöntem olarak, uyuşmazlıkların öncelikle uzlaşı yoluyla çözülmesini, bunun mümkün olmaması hâlinde ise bağlayıcı bir karar ile nihai olarak sonuçlandırılmasını amaçlamaktadır. Bu yönüyle model, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin tamamlayıcı biçimde bir arada işletilmesine dayanan yapısal bir çözüm çerçevesi sunmaktadır.

Türk hukukunda Med-Arb’a ilişkin açık ve müstakil bir yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, mevcut mevzuat hükümleri ile etik kurallar çerçevesinde arabuluculuk sonrasında tahkime başvurulmasını mutlak olarak engelleyen bir sistematik de bulunmamaktadır. Bu nedenle, Med-Arb anlaşmalarının hukuki niteliği ve geçerliliği, esas olarak taraf iradesinin açıklığı, tahkim anlaşmasının unsurları ve uyuşmazlığın tahkime elverişliliği üzerinden değerlendirilmektedir.

Bu kapsamda, Med-Arb veya Med-then-Arb şeklinde kurgulanan çok aşamalı uyuşmazlık çözüm kayıtlarında, arabuluculuk ve tahkim aşamalarının sırası, kapsamı, uygulanma koşulları ve tahkime geçiş usulünün açık, net ve tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmesi önem taşımaktadır. Bu tür kayıtların geçerliliği bakımından, tarafların tahkim iradesinin belirli ve tartışmaya açık olmayacak biçimde ortaya konulması temel belirleyici unsurdur.

Yargıtay’ın yakın tarihli kararları da, arabuluculuk sonrası tahkim mekanizmasının Türk hukuku bakımından değerlendirilmesinde önemli bir içtihadi çerçeve oluşturmaktadır. Özellikle arabuluculuk aşamasının tamamlanmasından sonra tahkime başvurulmasını öngören güncel kararlar, Med-then-Arb modelinin hukuken mümkün olduğunu ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir.

Sonuç itibarıyla, Med-Arb modeli Türk hukukunda açık bir yasal rejime bağlanmış olmasa da, taraf iradesi ve tahkim hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde değerlendirilebilen, uygulama alanı giderek belirginleşen bir uyuşmazlık çözüm yöntemi niteliği taşımaktadır.

Av. Ahmet Oğul Aksoy

PaylaşTweetPaylaş
Önceki Gönderi

Rekabet Hukuku İhlallerinde Özel Hukuk Tazminat Davaları ve Follow-on Süreçler: Türk Hukuku Açısından Bir Değerlendirme

Sonraki Gönderi

Jeopolitik Krizlerin Deniz Taşımacılığına Etkisi ile Taşıyanın Sorumluluk Rejimi

İlgili Gönderiler

Zarar Sigortalarında Sigorta Şirketi Tarafından Yapılan Lütuf Ödemelerinin Niteliği

Sigorta, bir şeyin veya bir kimsenin herhangi bir yönden ileride karşılaşabileceği zararı gidermek için önceden ödenen prim karşılığında bu işle...

Coronavirüs kapsamında kısa çalışma nedir

Koronavirüs (COVID-19) Çerçevesinde İşyerinde Yapılacak Kısa Çalışma ve Hukuki Değerlendirilmesi

I.GİRİŞ Tüm dünyada yayılan COVID-19 virüs salgınının Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Pandemi” olarak ilan edilmiş gerek ülkemizde gerekse diğer dünya...

Varlık Yönetim Şirketlerinin Tahsilat Sürecinin KVKK Kapsamında Değerlendirilmesi

a) Varlık Yönetim Şirketleri Nedir? Varlık yönetim şirketleri, kaynak kuruluşların alacakları ile diğer varlıklarının; satın alınması, tahsili, yeniden satılması amacına...

Kültür, Sanat ve Yaratıcı Endüstriler: Fikirden Kalıcı Değere Uzanan Yolculuğun Hukuki Temelleri

Kültür, Sanat ve Yaratıcı Endüstriler: Fikirden Kalıcı Değere Uzanan Yolculuğun Hukuki Temelleri

Kültür, sanat ve yaratıcı üretim, insanlık tarihinin en eski ve en güçlü ifade alanlarından biridir. İnsan, yazıyı bulmadan çok önce...

Çerez Uygulamaları ve KVKK

Bu yazımızda, internet sitlerinin çerez yolu ile kişisel verileri işlemesinin kişisel verileri koruma kanunu bakımından değerlendirilmesi ele alınmaktadır. Çerez Nedir?...

5651 Sayılı Kanun Kapsamında Oyun Şirketlerine Getirilen Yeni Yükümlülükler

5651 Sayılı Kanun Kapsamında Oyun Şirketlerine Getirilen Yeni Yükümlülükler

1 Mayıs 2026 tarihinde Resmi Gazete’de 33240 Sayı ile yayımlanan 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına...

Sonraki Gönderi
Jeopolitik Krizlerin Deniz Taşımacılığına Etkisi ile Taşıyanın Sorumluluk Rejimi

Jeopolitik Krizlerin Deniz Taşımacılığına Etkisi ile Taşıyanın Sorumluluk Rejimi

Son Makaleler

Fintech Nedir?

Fintech Nedir?

Savunma Sanayii Sektörünün Hukuki Haritasına Giriş

Savunma Sanayii Sektörünün Hukuki Haritasına Giriş

Moda Hukuku: Kumaşın Görünmeyen Dikişleri

Moda Hukuku: Kumaşın Görünmeyen Dikişleri

Güncellenen Rekabet Kurumu Kılavuzları Kapsamında Birleşme ve Devralma Rejimi

Güncellenen Rekabet Kurumu Kılavuzları Kapsamında Birleşme ve Devralma Rejimi

Akıllı Terminallerde Algoritmik Sorumluluk: Yapay Zekâ Destekli Vinç ve Elleçleme Sistemlerinde Hasar Durumu

Akıllı Terminallerde Algoritmik Sorumluluk: Yapay Zekâ Destekli Vinç ve Elleçleme Sistemlerinde Hasar Durumu

Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmelik Değişikliği Kapsamında Reklamlarda Yeni Dönem

Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmelik Değişikliği Kapsamında Reklamlarda Yeni Dönem

  • Anasayfa

© 2024 Şengün Partners

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Türkiye’de Yatırım Danışmanlığı
  • Makaleler
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Türkçe
    • English
    • Deutsch
    • Français
    • Türkçe
    • Español
    • Italiano

© 2024 Şengün Partners