Türkiye’de fintech sektörü hızla büyümekte, ancak bu süreçte ciddi düzenleyici engellerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu engellerin başında lisans süreçleri gelmektedir. Ödeme ve elektronik para kuruluşlarının, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından onaylanması ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın belirlediği standartlara uyum sağlaması gerekmektedir. Lisans süreçleri uzun sürebilmekte ve yüksek asgari sermaye gereklilikleri ve sıkı güvenlik ile mali denetim şartları içermektedir. Bu doğrultuda, bazı dijital ödeme sistemi şirketleri, finansal platformlar ile borsaların yerel düzenlemelere uyum sağlamak adına fon güvenliği ve işlem güvenliği konularında iş modellerini ve hizmetlerini yeniden şekillendirmek zorunda kalmaları söz konusu olabilmektedir.
Bir diğer önemli zorluk ise kişisel verilerin korunmasıdır. Avrupa’daki GDPR’a benzer şekilde, Türkiye’deki Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kullanıcı verilerinin saklanması, işlenmesi ve aktarılması konusunda sıkı kurallar getirmektedir. Özellikle uluslararası bulut altyapılarını kullanan fintech şirketleri için ciddi operasyonel zorluklar doğabilmekte ve bazen Avrupa ve ABD’de daha açık tanımlanmış veri transfer mekanizmalarına kıyasla Türkiye’deki düzenleyici yük bazı noktalarda daha fazla ve belirsiz kalabilmektedir, ülkeler arası anlaşmalar yapılması ve uygunluk kararları verilmesi bu süreçleri kolaylaştırabilecektir.
Çok önemli prosedürler olmakla birlikte AML (anti-money laundering) ve KYC (know your customer) yükümlülükleri de fintech şirketleri açısından önemli bir engel teşkil etmektedir. Yükümlülük altında bulunan fintech şirketlerinin, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) düzenlemelerine uyum sağlamak amacıyla biyometrik kimlik doğrulama ve işlem analiz sistemleri entegre etmek zorunda kalmaları buna bir örnek olarak verilebilir. İlgili düzenlemelerin büyük bir kısmı sadece ülkemizde olmayıp birçoğu güvenli ortamın oluşturulması için tamamen gereklidir ve diğer ülkelerde de mevcuttur, bununla birlikte teknoloji uyumluluklarının artırılması gerekmektedir. Diğer bir yandan ülkeler bazında ne kadar benzer gereklilikler öngörülürse ikinci bir pazara yeni girecek şirketler için o kadar elverişli bir ortam oluşmaktadır ve böyle bir durumda platformların global ve yerel aplikasyonları arasındaki uyum ile birlikte hizmet kalitesi de artmaktadır.
Türkiye’de dijital varlıklar ve blockchain teknolojileri, mevzuat bakımından ilerlemeler olmaya başlasa da halen süregelen bir düzenleyici belirsizlikle karşı karşıyadır. 2021 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, kripto varlıkların ödeme aracı olarak kullanılmasını yasaklamasından sonra bu durum, yerel platformları ödeme entegrasyonuna ilişkin çalışmalarda bulunup kripto paraların ödeme aracı olarak kullanılmasını desteklemek yerine yalnızca alım-satım hizmetlerine odaklanmaya yönlendirmiştir. Ayrıca hacme ve kullanıcıya göre yapılan bazı araştırmalarda Türkiye dünya kripto para sıralamalarında 3. / 4. Sıralarda yer almasına rağmen şu an yerel şirketler ile uluslararası grupların Türkiye’de kurdukları şirketler olmak üzere 87 şirketten oluşan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Faaliyette Bulunanlar listesi incelendiğinde dünyanın en hacimli kripto para borsalarının bir kısmının Türkiye’de aktif olmadığı görülmektedir, zaman içinde daha kapsamlı ve uygun bir mevzuatın şekillenmesi ve hukuki ve ekonomik güvenliğin sağlanması sonucunda yatırım ortamının iyileşmesiyle bu sayının artacağı düşünülmektedir.
Her ne kadar fintech güvenlik bakımından hassasiyeti nedeniyle şirketlerin devlet tarafından yakından izlenmesini ve dikkatli düzenlemeler yapılmasını gerektiren bir alan olsa da özellikle girişin ve büyük şirketler karşısında rekabeti sürdürmenin zor olduğu pazarlarda lisanslama süreçleri ve diğer ağır yasal gereklilikler start-up’lar ve henüz tam kapasitesine ulaşmamış olan işletmeler için durumu daha da zorlaştırabilmektedir zira bunları yerine getirmek büyük finansal kuruluşlar için o kadar da zor olmayabilmektedir.
Bu alandaki bazı engellerin aşılabilmesi için çeşitli çözümler öne sürülebilir. Öncelikle, fintech şirketleri ile düzenleyici kurumlar arasında daha açık bir iletişim zemini kurulması yeni teknolojilere uyumlu esnek kuralların benimsenmesini kolaylaştırabilir. Bu doğrultuda; ilgili kurumların yayınladıkları kılavuzlarda gelişmeleri geriden gelerek takip etmemeleri, bunun yerine yeni teknolojileri çok yakından takip etmeleri ve öncü olmaları gerekmektedir. Bu çerçevede adeta bu alanda çalışan bir girişimci gibi düşünerek hazırlayacakları kılavuzlarda girişimcilerin süreçlere inovasyon ve kolaylık getirmek için kullanmayı düşünebilecekleri teknolojilerin yasal uyumluluğu ile ilgili olarak yeterli bilgi vermeleri, bunu yaparken ise gerekirse girişimcilerden oluşturulacak kurullarla çalışmaları veya onların bulundukları topluluklarla iş birliği yapmaları düşünülebilir. Şirketler için yol gösterici kılavuzların ve mevzuatın hazırlanma aşamasında bunlara dikkat edilmesi gerekmektedir, taslakların oluşturulup daha sonra yayımlanma öncesinde ilgililerle paylaşılması zaman zaman yeterli olmayabilmektedir.
Bunun yanında, regtech gibi teknolojilerin kullanımı, düzenleyici uyumluluğun otomatikleştirilmesini sağlayarak, uyum maliyetlerini düşürebilir. Yapay zekâ ve blockchain teknolojilerinden yararlanan regtech çözümleri, AML/KYC kontrollerini otomatik hale getirerek, şüpheli işlemleri anlık olarak izleyebilir ve düzenleyici raporları hatasız bir şekilde üretebilir. Ancak bunlar için de mevzuatta halihazırda net düzenlemeler olmadığından mevcut durumda daha çok insanın yer aldığı kontroller yapılmaktadır, zaman içinde daha detaylı ve teknolojik gelişmelere uygun düzenlemeler yapılması halinde bu süreçler kolaylaşacaktır. Son olarak, blockchain ve kripto varlıklar gibi alanlarda uluslararası standartlarla uyum sağlanması da yatırımcılar ve yenilikçi girişimler için daha cazip bir ortam yaratılmasına katkıda bulunacaktır.
Sonuç olarak, Türkiye’deki fintech ekosistemi düzenleyici anlamda zorluklarla karşı karşıya olsa da bu engeller daha çok kuruluş aşamasına ilişkin olup uygun stratejilerle aşılabilir. Bu zorluklar asla girişimcileri caydırmamalı ve inovasyonun önünde bir engel olarak görülmemelidir. Ülkemiz, yenilikçi ve başarılı fintech start-up’larına gerçekten ihtiyaç duymaktadır. İyi bir hukuki danışmanlık ve sistemli bir uyum programı ile bu süreçler yönetilebilir, bunun yanı sıra Türkiye, zaman içinde yapılacak düzenlemeler ile daha dinamik ve güvenli bir finansal ekosisteme sahip olacaktır.













