Teknolojinin ilk izleri antik Yunan’da görülmektedir. Nitekim Antikythera mekanizması, astronomik olayların incelenmesinde kullanılan ilk analog hesap makinesi olarak kabul edilmektedir. Ancak teknolojik gelişim, II. Dünya Savaşı sırasında Enigma şifresini çözmek amacıyla geliştirilen Turing makinesi ile önemli bir ilerleme kaydetmiştir. Teknolojinin evrimiyle birlikte, daha karmaşık yapı ve işleyişe sahip yeni bir maddi olmayan varlık türü ortaya çıkmıştır. Bu gelişim, ceza hukukunda yeni suç türlerinin ve bunlara özgü özelliklerin ortaya çıkmasına yol açarak yeni hukuki sorunları gündeme getirmiştir.
Ceza hukuku geleneksel olarak daha sabit ve güvenilir kabul edilen fiziksel delilleri tercih etmiştir. Ancak teknolojinin ve özellikle verinin gelişmesiyle birlikte bu yaklaşım giderek yetersiz kalmıştır. Bu doğrultuda, mahkemeler veriyi ceza yargılamalarında önemli ve değerli bir delil türü olarak kabul etmeye başlamıştır. Bununla birlikte, verinin ceza hukukunda kullanımı temel bir sorunu da beraberinde getirmektedir: usulî etkinlik ile temel hakların korunması arasındaki denge. Hâkimler, delillerin kabul edilebilirliğini sağlamak ve usulî yaptırımlardan kaçınmak amacıyla temel haklara uygunluğu gözetmek zorundadır. Bu mesele yalnızca Fransa’ya özgü olmayıp küresel ölçekte önem taşımaktadır.
Avrupa’da ve diğer bölgelerdeki farklı hukuk sistemleri dikkate alındığında, şu temel soru ortaya çıkmaktadır: Veri, temel haklara saygı gösterilerek nasıl delil olarak kullanılabilir ve delil serbestisi ilkesi bu yükümlülüklerle nasıl bağdaştırılabilir? Farklı hukuki sistemlere sahip olan Fransa ve Türkiye bu açıdan karşılaştırma yapmak için uygun örneklerdir. Verinin sınır tanımayan niteliği nedeniyle, etkisinin yalnızca ulusal değil, uluslararası ölçekte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışma, Türk ve Fransız ceza hukuk sistemlerini inceleyerek hâkimlerin temel haklar ile ceza yargılamasında delil kullanımı arasında bir denge kurup kuramayacağını değerlendirmektedir.
I- Ceza Hukukunda Delil Olarak Verinin Tanınması
A) Verinin Delil Olarak Tanınmasının Gerekliliği
Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 427. maddesine göre suçlar, hâkimin takdirine bağlı olarak her türlü delil ile ispat edilebilir. Delil türleri arasında tanıklık, emareler, belgeler ve ikrar yer almakta olup bunlar sadakat ve eşitlik ilkelerine tabidir; bu durum 27 Kasım 2019 tarihli Yargıtay (Cour de cassation) kararı ile de teyit edilmiştir. Teknolojik gelişmelerle birlikte mahkemeler bu ilkeyi dijital suçlara ve elektronik delillere de uygulamaya başlamıştır. Ayrıca medeni ve ceza hukukunda elektronik belgeler artık kağıt belgelerle aynı hukuki değere sahiptir (Fransız Medeni Kanunu madde 1366).
Buna örnek olarak Gisèle Pélicot davası gösterilebilir. Kendisi birçok kez tecavüze uğramış ve bu olaylar eşi tarafından defalarca kaydedilmiştir. Soruşturmacılar, suçun ispatı için elektronik cihazlardan elde edilen verilere dayanmıştır. Bu dava, dijital delillerin ceza yargılamasındaki önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Türk hukukunda ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. maddesi delillerin hukuka uygunluğu ilkesini düzenlemekte ve hukuka aykırı elde edilen delillerin reddedileceğini öngörmektedir. Ayrıca KVKK’nın 4. maddesinde kişisel verilerin işlenmesinde hukuka uygunluk ve dürüstlük ilkeleri benimsenmiştir. Bununla birlikte, bazı istisnai durumlarda, özellikle suçun başka türlü ispat edilememesi halinde, hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi tartışma konusu olabilmektedir.
Görüldüğü üzere Fransa ve Türkiye verinin delil olarak kullanılmasına ilişkin benzer bir yaklaşımı paylaşmaktadır. Bununla birlikte Fransız hukuku delil serbestisi ilkesi kapsamında daha esnek bir yapı sunarken, Türk hukuku delillerin hukuka uygunluğuna daha katı bir önem atfetmektedir. Bu durum bir sınırlama olarak değil, daha sıkı bir hukuki yaklaşımın yansıması olarak değerlendirilmelidir.
B) Ceza Hukukunda Verinin Sağladığı Avantajlar
Veri, ceza hukukunda önemli bir rol oynamakta ve özellikle süreçlerin hızlanması ile delil elde edilmesi bakımından önemli avantajlar sağlamaktadır. Dijital veriler, değiştirilmiş olsalar dahi çoğu zaman iz bırakmaya devam eder ve bu durum soruşturmaları kolaylaştırır. Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 57-1. maddesi uyarınca soruşturmacılar bilgisayar sistemlerine erişebilirken, 56. madde belirli koşullar altında veri elde edilmesine izin vermektedir.
Uygulamada verinin belirleyici rol oynadığı birçok dava bulunmaktadır. Örneğin Jacques Leveugle vakasında bir USB belleğin incelenmesi sonucunda onlarca yıla yayılan suçlara ilişkin belgelere ulaşılmıştır.
Türkiye’de ise e-Devlet, UYAP ve e-Nabız gibi sistemler verinin hem idari hem de yargısal süreçlerde kullanımını kolaylaştırmaktadır. Bu sistemler hem vatandaşların verilere erişimini sağlamakta hem de yetkililerin suçları tespit etmesine katkıda bulunmaktadır.
Ancak verinin sağladığı izlenebilirlik avantajı aynı zamanda bazı riskleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle verilerin geniş çaplı izlenmesi, temel haklar açısından sorunlara yol açabilir. Bu nedenle hukuki düzenlemelerin bireylerin haklarını koruyacak şekilde oluşturulması gerekmektedir.
II- Verinin Kullanımının Temel Haklar Açısından Sınırları
A) Temel Hakların Korunması Hukukun Kurucu İlkelerinden Biridir
Fransa’da temel haklar, özellikle özel hayatın korunması, merkezi bir öneme sahiptir. Fransız Medeni Kanunu’nun 9. maddesi herkesin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkını güvence altına almaktadır. Bu hak, anayasal ilkeler ve içtihatlarla da desteklenmektedir.
Veri ile özel hayat arasındaki ilişki son derece hassastır. Bu nedenle veri kullanımında hukuka uygunluk, amaç sınırlaması ve süre sınırlaması gibi ilkelerin gözetilmesi gerekmektedir. Bu ilkeler sayesinde veri kullanımı bireylerin haklarını ihlal etmeden gerçekleştirilebilir.
Türkiye’de ise biyometrik sistemler, yüz tanıma teknolojileri ve dijital kimlik uygulamaları bireylerin izlenmesine imkân tanımakta ve bu durum özel hayatın gizliliği ile ifade özgürlüğü açısından tartışmalara yol açmaktadır. Bu bağlamda KVKK, veri işleme faaliyetlerini düzenleyerek bireylerin korunmasını amaçlamaktadır. Kanunun 10. maddesi veri sorumlusuna aydınlatma yükümlülüğü getirirken, 11. madde ilgili kişilere verilerine erişim ve denetim hakkı tanımaktadır.
Avrupa düzeyinde ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı, verinin delil olarak kullanımı ile temel hakların korunması arasındaki dengenin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır.
Bununla birlikte, dijital gözetim araçlarının yaygınlaşması göz önüne alındığında, bu dengenin uygulamada sağlanması her zaman kolay değildir.
B) Etkin Bir Adalet Sistemi İçin Denge ve Uyum Gereklidir
Etkin bir ceza adaleti sisteminin sağlanabilmesi için veri kullanımı ile temel hakların korunması arasında bir denge kurulması gerekmektedir. Fransa’da bu denge büyük ölçüde GDPR ile sağlanırken, Türkiye’de KVKK benzer bir rol üstlenmektedir. Bu düzenlemeler, veri kullanımına ilişkin güvenceler ve yaptırımlar öngörerek olası ihlalleri önlemeyi amaçlamaktadır.
Ayrıca bu alanda uyumun sağlanması, veri temelli gözetim sistemlerinin aşırı kullanımını önlemek açısından da önemlidir. Hukuki sistemler arasındaki uyum, kamu güvenini korumak ve yargı süreçlerinin meşruiyetini sağlamak açısından gereklidir.
Fransa ve Türkiye, veriyi bir engel değil, adaletin sağlanmasında bir araç olarak görmektedir. Mahkemeler giderek daha fazla dijital delile başvurmakta ve hukuk sistemleri teknolojik gelişmelere uyum sağlamaktadır. Bununla birlikte bu denge her zaman kolay sağlanamamakta olup, hukukun sürekli olarak güncellenmesini gerektirmektedir. Özellikle yapay zeka ve büyük veri teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte bu dengenin daha da karmaşık hale gelmesi beklenmektedir.
III- Sonuç
Sonuç olarak Fransa ve Türkiye, verinin ceza yargılamasında kullanımına ilişkin yaklaşımlarını geliştirmektedir. Her iki ülke de verinin etkin kullanımı ile temel hakların korunması arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Yaklaşımlarında bazı farklılıklar bulunsa da, her iki sistem de verinin delil olarak önemini kabul etmektedir.
Ceza hukukunun teknolojik gelişmelere uyum sağlaması, verinin artık yargılamaların vazgeçilmez bir unsuru haline geldiğini göstermektedir. Ancak bu gelişim beraberinde yeni hukuki sorunlar getirmekte olup, adaletin etkinliği ile temel hakların korunması arasındaki dengenin korunması, gelecekte daha da önemli hale gelecektir.
Stj. Av. Maëva Viricel













