Kadınların İnsan Hakları Kavramı Ve İstanbul Sözleşmesi

1. İNSAN HAKLARI KAVRAMI

İnsan hakları kavramı, tüm insanların yalnızca insan olmaları ve insanın özünde taşıdığı değer nedeni ile sahip olduğu hakları içerir. İnsan hakları kavramının düşünsel boyutu antik Yunan ve Roma’dan bu yana gelişim göstermektedir.

16. yüzyılda doğal hukuk öğretisi ortaya çıkmıştır. Bu öğreti, insanların doğuştan gelen vazgeçilemez hak ve özgürlükleri olduğu ve siyasal iktidarların bu haklar ile sınırlanmış olduğu görüşünü ortaya koyar. Doğal hukuk öğretisi, insan haklarının gelişiminde hâkim düşünce haline gelmiş, insan haklarının savunulmasında çok önemli rol oynamıştır. 17. ve 18. yüzyıllarda ortaya çıkan insan hakları bildirgelerinin dayanağını oluşturmuştur. Bu belgelerin en önemlileri, 1779 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’dir. Her iki bildirgenin de dayanağında doğal hukuk öğretisi ve insanların doğuştan gelen vazgeçilmez ve devredilemez hakları olduğu düşüncesi bulunmaktadır. İnsan haklarının belgelenmesinin erken adımları olan bu bildirgeler bireyci anlayış ile oluşturulmuş belgelerdir.

19. yüzyıldan itibari ile bireyci insan hakları anlayışın tüm insanların haklardan yararlanması konusunda yetersiz kaldığı eleştirileri güç kazanmış ve sosyal ve ekonomik hakların önemi gündeme gelmiştir. Bu hakların gerçekleştirilmesini öngören sosyal hukuk ve sosyal devlet anlayışı ilk kez 1848 Fransız Anayasası ile belgelenmiştir. Böylece devletlerin insan haklarını yalnızca tanımakla kalmayıp tüm insanların bu haklardan yararlanmasını sağlamak ile de yükümlü ve sorumlu olduğu şeklindeki anlayış hâkim olmuştur.

İnsan hakları sorunu önceleri devletlerin iç sorunları olarak görülmekteyken İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası alana taşınmıştır. 1945 yılında Birleşmiş Milletlerin kurulması ile insan haklarının uluslararası alanda korunması için çalışmalar yapılmıştır. 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler (“BM”) tarafından İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edilmiştir. İnsan hakları evrensel bildirgesi yalnızca bireysel hakları değil, ekonomik, sosyal ve kültürel hakları da koruyucu düzenlemeler içermektedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi sonrasında BM insan haklarının uluslararası korunması çerçevesinde çok sayıda sözleşme kabul etmiştir. Bunun yanında insan haklarının bölgesel düzeyde korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmeler de bulunmaktadır. Bunlardan bazıları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1950), Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirgesi (1948), Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı (1981)’dır.

2. KADINLARIN İNSAN HAKLARI KAVRAMI

İnsan hakları kavramı tüm insanların eşit olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Tüm insan hakları sözleşmeleri eşitlik ilkesini ihtiva eder ve tüm insanların doğuştan gelen hakları olduğu ve herkesin bu haklardan yararlanırken ve kanun önünde eşit olduğunu kabul eder.  Tüm insan hakları sözleşmelerinde, insanlara tanınan ve güvence altına alınan haklar konusunda cinsiyete dayalı ayrımcılık yasaklanmıştır.

Ancak klasik anlamda eşitlik ilkesi, temelinde kadınların biyolojik farklılıkları bulunan ve bir toplumda kadınlar ve erkekler için uygun olduğu düşünülen roller ve davranış biçimleri olarak tanımlanan toplumsal cinsiyet kavramından doğan ayrımcılık ve hak ihlallerini önlemekte yetersiz kalmaktadır. Eşitlik kavramı, kadınlar ve erkekler için özdeş haklar söz konusu olduğunda uygulanabilen, özdeş haklar söz konusu olmadığında aynı derecede güçlü bir nitelik taşımayan bir hak olarak gözükmektedir. … Eşitlik kavramı mutlak olarak uygulandığında, aynı olan varlıklar arasında söz konusu olabilecek, farklı olan varlıklar açısından ise ayrımcılık, eşitlik ilkesine rağmen devam edecektir. (Songül Atak, Kadınların İnsan Hakları, Doktora Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim dalı, 2000, s.175)

Kadın ve erkeklere biçilen roller ve davranış biçimleri, hemen her toplumda, kadının erkek karşısında ikincil konumda bulunduğunu teşvik etmektedir. Bu durum kadın ve erkek arasında toplumsal anlamda bir eşitsizlik bulunduğu anlamına gelmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı anlayış kadınları çoğu ülkede, ekonomik, kültürel, sosyal, siyasi ve hukuki alanlarda erkeklerden daha aşağı bir statüde konumlandırmıştır. Bu durum kadınların yalnızca kadın olmaktan kaynaklı çeşitli hak ihlallerine uğramalarına neden olmaktadır. Toplumsal cinsiyet temelli hak ihlalleri; cinsiyete dayalı şiddet, aile içi fiziksel-psikolojik-cinsel şiddet, tecavüz, evlilik içi tecavüz, kadın sünneti, namus cinayetleri, zorla kürtaj gibi doğrudan yaşam hakkına ve vücut bütünlüğüne yönelik olarak olabileceği gibi eğitim hakkı ve çalışma hakkı gibi sosyal ve ekonomik hakların engellenmesi şeklinde de olabilmektedir.

Devletlerin anayasalarında, insan hakları bildirgelerinde güvence altına alınan hakların ve evrensel insan haklarının korunması için oluşturulan uluslararası sistemlerin kadınları etkili şekilde koruyabilmesi için, bu hakların kadınların toplumdaki sosyal ve ekonomik konumlarının göz önüne alınarak yorumlanması gerekmektedir. İşte, kadınların insan hakları kavramı ve hareketi bu perspektif içerisinde ortaya çıkmıştır. Kadınların insan hakları hareketi, kadınların insan haklarının, insan hakları hukukunun klasik anlamdaki eşitlik anlayışı ile tam anlamıyla gerçekleştirilemeyeceğini ortaya koymuştur. Kadın hareketlerinin güçlenmesi ile, kadınların yaşadıkları sorunların toplumsal cinsiyet bakımından analizinin yapılması ve insan haklarına toplumsal cinsiyet çerçevesinden bir bakış getirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Kadınların insan hakları hareketi, kadınlara yönelik hak ihlallerinin ve kadınların insan hakları sorununun ana akım gündem dışında bir gündem olmadığını, bu ihlallerin insanlığın yarısının sorunu olduğunu vurgular. Bu bağlamda kadınların insan hakları hareketi, toplumsal cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan ve kadınların yalnızca kadın olmaktan dolayı uğradıkları hak ihlalleri üzerinde durmaktadır.  “Kadınların kadın oldukları için maruz kaldıkları bu istismarlar hareketin başa çıkması gereken en belirgin ve büyük mesele olmuştur. Kadınların insan hakları ihlallerinin de büyük çoğunluğu toplumsal cinsiyet ayrımı temellidir. Birçok halde kadınların insan haklarını hiçe sayan ayrımcılık biçimleri ve istismarlar mağdur kişi kadın olduğu için gerçekleşmektedir.” (Özge Çelik, Kadınların İnsan Hakları Hareketi, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 14/1, 2012, 149-170)

Bu bilinç ile, kadınların toplumdaki ikincil konumları ve yalnızca kadın olmaktan dolayı uğradıkları hak ihlalleri göz önüne alınarak uluslararası sözleşmeler oluşturulmaya başlanmıştır. Birleşmiş Milletler, 1975-1985 yılları arasını “Kadın 10 Yılı” ilan etmiş, bu çerçevede Dünya Kadın Konferansları düzenlenmeye başlanmıştır. 1980 yılında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesi (Convention on Elimination of All Forms of Discrimination Against Women – CEDAW) imzalanmıştır. CEDAW, kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklamakta ve imzacı devletlere kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın önlenmesi ve kadınların insan haklarının korunması için hukuki tedbirler alma yükümlülüğü getirmektedir. Buna göre imzacı devletler, iç hukuklarını bu amaç doğrultusunda düzenlemekle yükümlüdürler. CEDAW 1. maddesinde kadınlara yönelik ayrımcılığı “Bu Sözleşmenin amacı bakımından “kadınlara karşı ayrımcılık” terimi siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel veya diğer alanlardaki kadın ve erkek eşitliğine dayanan insan haklarının ve temel özgürlüklerin, medeni durumları ne olursa olsun kadınlara tanınmasını, kadınların bu haklardan yararlanmalarını veya kullanmalarını engelleme veya hükümsüz kılma amacını taşıyan veya bu sonucu doğuran cinsiyete dayalı her hangi bir ayrım, dışlama veya kısıtlama anlamına gelir.” şeklinde tanımlamıştır. CEDAW taraf devletlere hukuki tedbirlerin yanında, ekonomik ve sosyal tedbirler alma, kadınlara yönelik ayrımcı ön yargı ve geleneklerin tasfiyesi gibi sorumluluklar getirilmiştir. Sözleşmenin uygulanması ile ilgili gelişmeleri izlemek ile görevli bir Komite oluşturulmuştur. Türkiye 1985 yılında CEDAW’ı çekincesiz olarak onaylamıştır. Bu tarihten sonra medeni kanun ve ceza kanunu başta olmak üzere, iç hukukta değişiklikler yapılmış, kız çocuklarının eğitimi ülke gündemine alınmıştır.

CEDAW’ın kabul edilmesini izleyen yıllarda uluslararası alanda kadına karşı ayrımcılığın ve şiddetin önlenmesine ilişkin çalışmalar yapılmaya ve metinler oluşturulmaya devam edilmiştir. Bunlardan bazıları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 7 No.lu Ek Protokol (1984),Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge(1993), Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi diğer adı ile İstanbul Sözleşmesi’dir.(2011)

3. KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE AİLE İÇİ ŞİDDETİN ÖNLENMESİ VE BUNLARLA MÜCADELEYE DAİR AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (İSTANBUL SÖZLEŞMESİ)

  1. Amacı ve Kapsamı

İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik ayrımcılığın en görünür şekli olan kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet sorununu odağına alan uluslararası insan hakları sözleşmesidir. Sözleşme ayrıca, toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığı temeline alan ve toplumsal cinsiyetin tanımını yapan ilk uluslararası belge olma özelliği taşımaktadır. Sözleşme’nin 3’üncü maddesinde toplumsal cinsiyet, “herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır” şeklinde tanımlanmıştır.

Sözleşme’nin amaçları şunlardır:

a) kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;
b) kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;
c) kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;
d) kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası iş birliğini yaygınlaştırmak;
e) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde iş birliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

Sözleşme, kamusal ve özel alandaki tüm şiddet türlerini yasaklamaktadır. Sözleşme’nin 3’üncü maddesi kadına yönelik şiddeti, “ister kamusal ister özel yaşamda meydana gelsin, toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri” olarak tanımlamıştır. Madde 4 ile, taraf devletler gerek kamusal gerekse özel alanda tüm bireylerin özellikle de kadınların şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını sağlamak ve korumak için gerekli olan hukuki ve diğer önlemleri alma yükümlülüğü getirilmektedir.

Bu çerçevede sözleşme, aile- ev içinde uygulanan şiddetin “özel alan” olması dolayısı ile devlet müdahalesine kapalı olduğu yaygın algısının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. İmzacı devletlere kadınları özel alanlarda maruz kaldıkları şiddetten koruma yükümlülüğü yüklemektedir.

Sözleşme, ekonomik şiddeti de kadına yönelik şiddet biçimlerinden biri olarak tanımlamıştır. (Madde 3/a, b) Sözleşme taraf devletlerden, belli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelmiş olan güç durumdaki kadınların özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması gerekliliğini düzenlemiştir. (Madde 12/3; 18/3)

Sözleşme, önsözünde erkeklere ve çocuklara yönelik ev içi şiddetten de söz etmekte ve şiddet mağduru kız ve oğlan çocuklara ilişkin özel düzenlemeler ihtiva etmektedir. Taraf devletlerin Sözleşme ’den doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini izlemek amacı ile. Kadınlara yönelik şiddetle ve aile içi şiddetle mücadele konusunda uzmanlar grubu (“GREVIO”) tarafından yürütüle bir izleme mekanizması kurmuştur.

  1. Taraf Devletlerin Yükümlülükleri

Sözleşme taraf devletlere, Sözleşme’nin amaçları doğrultusunda; önleme, koruma, hukuki düzenlemeleri yapma, etkin soruşturma ve kovuşturma sağlama ve ayrımcılık ve şiddetin önlenmesi doğrultusunda politikalar üretme gibi yükümlülükler yüklemektedir.

Sözleşmenin 12/1. Maddesi kadına karşı şiddetin ve aile içi şiddetin önleme yükümlülüğüne yönelik genel çerçeveyi belirler. Buna göre, “Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.”

Buna göre taraf devletlerin gerekli hukuki düzenlemeleri yapmanın yanında, toplumun ve profesyonel kadroların eğitilmesi, şiddete yönelik farkındalığın arttırılması gibi toplumu dönüştürücü ve kadının toplumdaki rolünü geliştirici birtakım yükümlülükleri bulunmaktadır. Sözleşme ayrıca özel sektörün ve medyanın bu önleyici çalışmaları yapmakta devlet ile iş birliği yapması için teşvik edilmesini öngörmektedir.

Sözleşme kapsamında, önleyici ve koruyucu tedbirler alınması gereken şiddet biçimleri şu şekilde sayılmıştır; fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, ırza geçme de dahil olmak üzere cinsel şiddet eylemleri, taciz amaçlı ısrarlı takip, zorla evlendirme, kadın sünneti, cinsel taciz, kürtaja veya kısırlaştırmaya zorlama.

Taraf devletlerin ayrıca, şiddet mağdurları için şikâyet hatları oluşturma, destek mekanizmaları kurma, barınaklar (sığınma evleri) açma gibi sorumlulukları bulunmaktadır. Sözleşme kapsamındaki suçların yargılaması yapılırken sözde “namus” adına işlenen suçlar da dahil olmak üzere, işlenen suçlar için gerekçelerin kabul edilmemesi ve fail ile mağdur arasındaki ilişkinin dikkate alınmaması gerektiği öngörülmüştür. Bu düzenleme yine kadına yönelik ayrımcı önyargı ve gelenekler sonucunda ortaya çıkan hak ihlallerini önlemek amacı ile getirilmiştir.

4. 6284 SAYILI KANUN

İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından imzalanmasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisince, Sözleşme ’ye paralel olarak 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hazırlanarak kabul edilmiştir.

Kanun’un amacı 1. maddede “Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Kanun, 1.2. maddede Bu Kanun’un uygulanmasında ve gerekli hizmetlerin sağlanmasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır” düzenlemesini getirerek İstanbul Sözleşme ‘sinin dayanak alındığını vurgulamıştır.

Kanun, korunan kişi ve şiddet uygulayan bakımından önleyici ve koruyucu tedbirler getirmiştir. Buna göre önleyici tedbir, şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali bulunan kişiler; koruyucu tedbir ise şiddet mağduru veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişiler için öngörülmüştür.

Kanun’a göre koruyucu tedbir kararı, mülki amir veya hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kolluk tarafından alınabilir. Kolluğun verdiği tedbir kararı kırk sekiz saat içerisinde mülki amire onaylatılmadığı takdirde kendiliğinden kalkar. (Madde 3/2) Koruma tedbirlerinin amacı şiddeti veya şiddet tehlikesini gecikmeksizin, derhal durdurmaktır. Koruyucu tedbirler aynı zamanda toplumda şiddet mağdurunu koruyucu kuralların olduğu anlayışının benimsenmesi açısından da önemlidir.

Kanun’a göre mülki amir tarafından verilebilecek koruyucu tedbir kararları şu şekildedir: (Madde 3)

a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması;
b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması;
c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi;
d) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması;
e) Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin çocuklarına kreş imkânının sağlanması.

Kanun’a göre hâkim tarafından verilebilecek koruyucu tedbir kararları şu şekildedir:      (Madde 4)

a) İşyerinin değiştirilmesi;
b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi;
c) Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması;
d) Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.

Hâkim gerekli gördüğü hallerde bu tedbirlerden bir veya birkaçına karar verebilir. Koruyucu tedbir kararı vermekle görevli hâkim, Aile Mahkemesi Hakimidir. (Madde 3) Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. (Madde8/3)

Şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişiye yönelik verilecek önleyici tedbir kararları hâkim tarafından veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk tarafından verilir. Kolluk tarafından verilen önleyici tedbir kararları 24 saat içerisinde hâkimin onayına sunulur, hâkim tarafından 24 saat içerisinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar. (Madde- 5/2) Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.

Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları şu şekildedir: (Madde 5)

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması;
b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi;
c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması;
d) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması;
e) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması;
f) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi;
g) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi;
h) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.
i) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi;
j) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması;
k) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

Hâkim gerekli gördüğü hallerde bu tedbirlerin bir veya birkaçına veya uygun görülecek benzeri tedbirlere karar verebilir.

Verilen tedbir kararlarına aykırılık durumunda Kanun, zorlama hapsi öngörmüştür. Buna göre; Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi on beş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez. (Madde 13)

Kanun kapsamında şiddetin önlenmesi ve verilen tedbir kararlarının etkin olarak uygulanmasının izlenmesi bakımından şiddet önleme ve izleme merkezleri (ŞÖNİM) kurulmasını öngörülmüştür.

SONUÇ

Klasik anlamda insan haklarının dayanağı olan klasik anlamda eşitlik anlayışı, toplumda eşit konumda bulunmayan kadın ve erkeğin korunmasında aynı oranda etkili olamamaktadır. Kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık karşısında kadınlar, ulusal ve uluslararası alanda korunan temel insan haklarına erkeklerle aynı şekilde erişememekte ve hakları aynı oranda gerçekleştirilememektedir. Klasik anlayışın kadınların karşılaştığı hak ihlallerini önlemekteki yetersizliği “kadınların insan hakları” kavramını ortaya çıkarmıştır. İnsan haklarına kadınların toplumsal cinsiyet kaynaklı olarak karşılaştığı sorunlar perspektifinden yaklaşımlar getirilmiştir. Bu doğrultuda, kadınların insan haklarını esas alan sözleşmeler kabul edilmiştir.

Kadına Karşı Şiddetin ve Aile- içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Yönelik Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), kadınlara yönelik ayrımcılığın en görünür biçimlerinden biri olan kadına karşı şiddet ve aile- içi şiddeti merkezine alan uluslararası alandaki en kapsamlı sözleşmedir. Sözleşme kadına karşı fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet ile ısrarlı takibin önlenmesi konusunda taraf devletlere yükümlülükler yüklemektedir. Sözleşme bunun yanında, toplumdaki kadına yönelik ayrımcı gelenek ve önyargıların tasfiyesi, toplumun eğitilmesi, dönüştürülmesi için gerekli çalışmaların yapılması konusunda da düzenlemeler içerir.

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ne taraftır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5 maddesi uyarınca İstanbul Sözleşmesi Kanun hükmündedir. Diğer kanunlarla çatışması durumunda İstanbul Sözleşmesi uygulanır.

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 sayılı Kanun, İstanbul Sözleşmesi esas alınarak hazırlanmış ve kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi amacı ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması konusunda önemli düzenlemeler içermektedir.

Kadınların insan haklarının gerçekleştirilebilmesi, kadına karşı ayrımcılığın tasfiyesi ve kadınların şiddetten korunması için İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun’un uygulanması hayati önem arz etmektedir.

Av. Umay BÜYÜKDAĞ

 

BAŞVURULAR*

Songül Atak, Kadınların İnsan Hakları, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Doktora Tezi.

Özge Çelik, Kadınların İnsan Hakları Hareketi, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 14/1, 2012.

Prof. Dr. Kadriye Bakırcı, İstanbul Sözleşmesi, Ankara Barosu Dergisi 2015/4.

Necla Öztürk, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun Getirdiği Bazı Yenilikler ve Öneriler, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8/1, 2017.

Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesi Sözleşmesi (CEDAW), tam metin.

Kadına Karşı Şiddetin ve Aile- içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Yönelik Avrupa Konseyi Sözleşmesi, tam metin.

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, tam metin.

Authors

  • Avukat Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Lisans, Ankara, TürkiyeBordeaux Üniversitesi, Erasmus Yüksek Lisans Programı, Bordeaux, FransaAnkara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Milletlerarası Özel Hukuk Yüksek Lisansı, Ankara, Türkiye

İlginizi çekebilir

Yorum Yap

Email adresiniz gizli kalacaktır.