I- Giriş
Sanayileşmenin hızla ilerlemesi, doğal kaynakların sınırsızmış algısı ile sermaye sektörünün elindeki en büyük hammadde olması küresel alanda karşı karşıya kalınan bir iklim krizinin önünü açmış ve günümüz dünyasında bu kriz büyük bir hızla üretim/tüketim sarmalında büyümektedir.
Özellikle sermaye sektörü doğal kaynakları son derece öngörüden uzak kullandığı için hali hazırda iklim değişiklikleri ve küresel ısınma insanlık için asgari düzeyde yaşanabilir bir çevreyi/dünyayı dahi sürdürülemez bir noktaya getirmiştir. Bu nedenledir ki; küresel iklim krizlerinin varlığına atfen aynı hızda olmasa dahi sürdürülebilir ve yeşil bir çevrenin yaratılması, doğal kaynakların yok olmasının önlenmesi amacı ile tüm dünya genelinde risk taşıyan bu konuda birçok regülasyonlar yapılmaya başlanmıştır.
İlk olarak “sürdürülebilirlik” kavramı önem kazanmış ve tarihsel gelişimlere paralel olarak 1987 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından hazırlanmakla yayınlanmış “Brundtland Raporu” ile dünya gündeminde yerini almıştır. Gelecek nesillerin ihtiyaçlarının da karşılanması gerekliliği göz ardı edilmeden günümüz ihtiyaçlarının giderilmesinin temel alınması algısı günümüzde yerini iklim krizinin etkilerini azaltma politikalarına bırakmıştır.
Bu politikanın bir diğer yansıması ise ESG olarak bilinen Çevresel, Toplumsal ve Yönetsel (“Enviromental, Social and Governance”) anlamını taşıyan kısaltmadır. İlk kez 2004 yılında Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin yayınlanmasının akabinde kaleme alınan “Kim Önemserse Kazanır” (Who Cares Wins) isimli çalışma ile hayatımıza girdi.
ESG aslında ana hatları ile,
- Şirketlerin sürdürülebilirlik faaliyetleri alanında hareket sahasını çizer.
- Şirket içi ve sosyal sorumlulukların belirlenmesinde rol oynar.
- Şirket politikalarında çevresel faktörlere atfen yatırım planlamaları ve risklerini yönetme stratejilerinde destek olur.
Sürdürülebilirlik kavramı kadar geniş olmamakla birlikte çevresel ve sosyal politikaların belirlenmesinde eylem planı oluşturulmasında önemli bir yapı taşıdır.
II- Yükümlülüklerin Değerlendirilmesi
Sürdürülebilirlik ve buna bağlı olarak ESG’nin önem kazanması ile birlikte şirketlerin en önemli organı olan yönetim kurulunun görev ve sorumlulukları için de bir kısım düzenlemeler söz konusu olmuştur. Esasında sürdürülebilirlik ve ESG özelinde dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli kanuni düzenlemeler yapılmış olup; Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı 16 Temmuz 2021 tarihli Yeşil Mutabakat Eylem Planı ve 7 Ekim 2021 tarihinde yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması önemli düzenlemelerdir. Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (“SPK”) ve ilgili yönetmelik ve tebliğler şirketler özelinde ESG çalışmalarının ve yönetimsel plan ve sorumluluklarının çerçevesini belirlemektedir.
Özel sektör temelinde şirketlerin faaliyetlerini ne şekilde yürütmesi gerektiğine ilişkin açık ve net bir ESG düzenlemesi olmadığından genel olarak şirket iç tüzükleri, şirket politikaları ve esasında şirket esas sözleşmeleri özelinde hareket planı çizilmekle birlikte konunun önemi ilk olarak 6102 sayılı TTK madde 369 gereği “Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar.” maddesi ile irdelenmiştir.
Yine aynı Kanun madde 88/6 düzenlemesi ile ilk kez 2022 yılında yapılan değişiklik ile “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, belirlediği işletmeler ve kuruluşlar için uygulamada birliği ve sürdürülebilirliğe ilişkin raporlamaların uluslararası alanda geçerliliğini sağlamak amacıyla uluslararası standartlarla uyumlu olacak şekilde Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarını belirlemeye ve yayımlamaya yetkilidir. Belirli alanları düzenlemek ve denetlemek üzere kanunla kurulan kurum ve kurullar, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarına uygun olmak şartıyla, kendi alanları için geçerli olacak standartlarla ilgili olarak ayrıntıya ilişkin düzenlemeler yapabilir.”
Bu madde ile şirketler özelinde Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu yetkilendirilmiş olup “belirlediği işletmeler ve kuruluşlar için uygulamada birliği ve sürdürülebilirliğe ilişkin raporlamaların uluslararası alanda geçerliliğini sağlamak amacıyla uluslararası standartlarla uyumlu olacak şekilde Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarını” belirleme ve yayınlama hususunda aktifleştirilmiştir. Nitekim bu çalışmaların çerçevesinin belirlenmesi adına UFRS S1 Sürdürülebilirlikle İlgili Finansal Bilgilerin Açıklanmasına İlişkin Genel Hükümler (Taslak) ve UFRS S2 İklimle İlgili Açıklamalar (Taslak) yayınlanmıştır[1].
Yine yükümlülük sınırlarının belirlenmesinde SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri (“KYİ”) ile Kurumsal Yönetim Tebliği (“KYT”) yayınlamakla sınırlamalar ve uygulama tekniklerini belirlemiştir. Zira aslolan üstün menfaat sahibi kamunun doğrudan bilgilendirilmesi olup muhatapların bu aydınlatma/bilgi verme yükümlülüklerini ifa etmesi “sürdürülebilirlik” ve ESG özelinde önem taşır.
Bu nedenledir ki 6102 sayılı TTK madde 369 “Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar.” düzenlemesi konu bakımından dikkate alınmalıdır. Zira madde açıkça menfaatler çatışması halinde aslolanın şirket menfaati olduğunu düzenlemiştir.
Yine aynı Kanun madde 553/1 ile şirket yönetim kurulunun şirketin yönetilmesi ve temsilinden sorumlu organ olarak yönetim kurulunun temsil ve ilzamından kaynaklı şirketin, pay sahiplerinin yahut şirket alacaklılarının bir zarara uğraması halinde sorumlulukları düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelerden hareketle yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu için (i) kusur (ii) zarar (iii) hukuka aykırı eylem (iv) illiyet bağı aranır. Hem dolaylı hem doğrudan gerçekleşen zararlardan sorumluluk söz konusudur. Ancak belirttiğimiz şekilde bu sorumluluk bir özen sorumluluğudur.
Bu açıklamalar ışığında yönetim kurulu üyelerinin sürdürülebilirlik özelinde ESG sorumluluğunun incelenmesi yerinde olacaktır. Zira sürdürülebilirlik yahut ESG için doğrudan yönetim kurulu sorumluluğundan söz etmek mümkün değildir. Buna ilişkin doğrudan bir düzenleme de mevcut değildir. Yine toplum menfaati olan ESG koruması açısından menfaatler incelemesinde hiyerarşik açıdan yönetim kurulunun nasıl bir özen yükümlülüğünden söz edilmesi gerektiği de yoruma açık olup Türkiye’de olduğu gibi uluslararası alanda da bir kısım regülasyonlar söz konusudur. Ancak temel olarak 3 farklı görüş özelinde incelemeler yürütülmektedir.
| SHAREHOLDER PRIMACY HİSSEDAR ÜSTÜNLÜĞÜ |
STAKEHOLDER THEORY FAYDA SAHİPLERİ TEORİSİ |
KARMA TEORİ |
| Aslolan pay sahibinin menfaatidir. Zira pay sahibinin menfaati şirket menfaatidir. | Hissedarlar haricindeki grupların da menfaatlerine önem verilir. Aslolan şirketin kar elde etmesi olup buna aracı olan/imkân veren her grubun menfaati korunmalıdır. | Her iki teoriyi de harmanlar. Kar elde etmek esas olup bu sırada şirket menfaati korunurken tüm muhatapların menfaatlerine saygı duyulur. |
Yani her üç teoride de aslolan şirketin sürdürülebilirliği olup aslolan şirketin kar elde etmesidir. Ancak bu edimlerin ifasında ne başkaca menfaat grupları zarar görmeli ne de toplum ve çevre çıkarları yok edilmelidir.
III- Sonuç
Esasında hem çevresel hem sosyal sorumluluk faktörleri birlikte değerlendirilerek iyileştirme çalışmaları için adım atılması eş zamanlı olarak şirket menfaatinin de ivmelenmesi anlamına gelecek ve yönetim erkinin etkin ve özenli kullanımı ilkesinden ayrık bir hal ortaya çıkmayacaktır.
Yönetim Kurulu üyeleri ESG konusunda şu başlıklar özelinde hareket planı çizmelidir;
- Toplum ve çevreyi olumsuz olarak etkileyen yahut etkileme potansiyeli olan faaliyetlerin belirlenmesi,
- Belirlemelere bağlı olarak iyileştirme çalışmalarının yapılması,
- Tespitler sonucu olumsuzluk yaratan hususların tümüyle yok edilmesi namümkün ise en aza indirecek şekilde yol haritası çıkarılması
Esasında oluşturulacak bu yönetim politikası ile yönetim kurulu üyeleri de özen yükümlülükleri kapsamında esas olan şirketin kar elde etmesi ilkesi olsa da kamu menfaati, çevresel ve toplumsal ihtiyaçların korunması ilkesi de göz ardı edilmemelidir.
Ortak Av. Gülşah Güven, LL.M.
[1] https://www.kgk.gov.tr/ContentAssignmentDetail/4874/UFRS-S1-Su%CC%88rdu%CC%88ru%CC%88lebilirlikle-I%CC%87lgili-Finansal-Bilgilerin-Ac%CC%A7%C4%B1klanmas%C4%B1na-I%CC%87lis%CC%A7kin-Genel-Hu%CC%88ku%CC%88mler-Taslak-Metin; https://www.kgk.gov.tr/ContentAssignmentDetail/4875/UFRS-S2-I%CC%87klimle-I%CC%87lgili-Ac%CC%A7%C4%B1klamalar-Taslak-Metin











